yusuf yüce

2006/08/16

KUZULUK GÜNLERİ 8

Bu gün pansiyondaki son günümüz olacak inşallah. Akşam namazını kılınca Kuzuluk’tan İstanbul’a doğru yola çıkmayı düşünüyoruz.

Bu günün sabah namazı öncesi birkaç kere sıcak dolayısı ile uykum bölündü. Her zaman olduğu gibi saat beşi beş geçe telefonumdan gelen güzel müzik sesi ile yeni güne başladım. Uyanmıştım ama birkaç dakika yerimden kalkmadan öylesine uzanır halde kaldım. Sonra yerimden kalkıp abdestimi alıp sabah namazımı kıldım. Bu arada sabah ezanı için ayrı bir parantez açmalıyım. Sabah ezanını burada bir başka hissediyor insan. Ezanı okuyandan mı?, yoksa ses düzeninden mi?, yoksa buradaki yerleşim yerinden mi? Bilmiyorum. Ama fikrimi belirtmem gerekirse önce yerleşim yerinden ( yaratılış) ve ezan okuyandan derim ben. Sadece sabah ezanı mı? Hayır diğer ezanlarda burada bir başka hissediliyor insan tarafından. Ümit ediyorum bu güzellikleri bir başka zamanda ama bu kadar sıcak olan günlerde değil tekrar yaşarım.

Sabah her zaman olduğundan daha erken olan bir saatte kalktık ve kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı esnasında yanımızdaki boşalan odanın temizliğine başladı pansiyon sahipleri. Pansiyon sahibi birkaç kere gelip gitti bu odaya. Gelişlerinden birinde bizim kullanmadığımızı çok iyi bildiğini sandığım buzdolabında (buzdolabı denilecek yanı yok ya hadi neyse) bir şeyimiz olup olmadığını sordu. Emini aslında benden alacağı cevabı biliyordu. Ancak bizim kullandığımız buzdolabı dışarıdakinden daha da kötü durumda idi. Bunu bildiğinden mi sordu merak ediyorum. Bir süre sonra kahvaltımızı bitirmek üzereydik ki pansiyon sahibi tekrar geldi. Davut gel çay iç melemen ye diye davet etti. Çay içtim dedi. Fakat melemen ye dediğinde yüzünün aldığı ifade melemeni hiç sevmediğini gösteriyordu. Bir daha ki gelişinde Davut sabah namazına neden kaldırmıyorsun. Sen bu konuda mesulün demişti. Hoca sabah çağırıyor kalksaydın derken alnını işaret ederek burada enayimi yazıyor bak diyordu.

Kahvaltı sonrası son güne ait yazılabilecekleri yazmaya karar verdim. Bu arada yanımızdaki temizlik bitmiş yeni birileri yerleşmişti. Yeni gelen bayan hemen temizlik yapmaya başladı. Sanki hiç temizlik yapılmamış gibi uzun uzun temizledi. Sanıyorum pansiyon sahipleri uygun bir temizlik yapmıyorlardı. Çünkü bizde girerken benzer bir durum olmuş bizimkiler de uzun uzun bir temizlik yaparak başlamışlardı işe.

Bu arada ben hariç herkes evden ayrılmışlardı. Çarşıya çıkıp alışveriş yapacaklar küçücük pazarından alabilecekleri doğal ürünlerden (tereyağı, peynir, fındık) alacaklardı.

Son gün olması hesabıyla bir değerlendirme yaparsam. Pansiyon sahibi biraz daha mesafeli olmalı, konforu biraz daha artırmalı çünkü oturulacak sandalyeleri değiştirse bile konforu artırmış olur. Bizim bulunduğumuz kısım uygun olduğu için hiç olmazsa buraya bir yere oturma sağlamak için yaygı koymalı.

Öğleden sonra Kuzuluk’u tepeden gören bir noktada etrafı fındık bahçeleri ile çevrili bir mekânda alabalık yedik. Sofraya ilk olarak getirilen pidenin tadına doyamadığımızı itiraf etmeliyim. Yemek esnasında ve sonrasında manzaranın güzelliğini kaydetmekten kendimi alıkoyamadım.

Daha sonra bulunduğumuz yerin tam aksi yönünde olan küçük gölet ve yakınında bulunan ırmağı gördük. Göle yakın yapılmış olan camii görüntü olarak gerçekten çok hoş yapılmış. Emeği geçenlere teşekkürler.

Akşam namazından sonra pansiyonu terk edip önce Kuzuluk’ta son yemeğimizi birer Adana Kebap söyleyerek yedikten sonra İstanbul’a doğru yola çıktık.

İnşallah daha az sıcak olan günlerde buraya tekrar gelebilirim.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home