yusuf yüce

2006/12/02

BAYMAK MACERALARIM 7

Hemen 216 lı Dr teknik servisin telefonunu aradım ve Selda hanımla görüştüm kısaca beni dinledikten sonra ayrılmayın dedi ve kısa bir süre sonra müdürümüz Mustafa beyle görüştüreceğim dedi.

Mustafa beye durumu özetledim.

Bana sürekli tekrar ettiği ama içinin boş olduğunu düşündüğüm “ sizi nasıl memnun edebilirim?” ancak bu arada ben rapor haricinde benim müşteri olarak mağdur olduğumu anlattığımda biz rasgele bir firma değiliz müşteri memnuniyeti hedefimiz,tam olarak ifadesini hatırlamıyorum ama bizde anlattığınız gibi bir şey olmaz dedi. ( olmaz dediği Çarşamba gelecekken Salı geldiler ve gün içinde ücreti karşılığı parça değişimi yapılacağını söylediler ücreti ödeneceği söylenmesine rağmen Perşembe öğleden sonra hala gelmemeleri üzerine tekrar arayınca Cuma günü geldiler ve ücreti karşılığı parça değişimi yaptılar)

Bu arada Mustafa Bey uygun bir dille benimle konuşmanın anlamsız olduğunu bir çırpıda bana anlattı doğrusu. Ben aşağı yukarı bir aydır ( 20 günden fazla oldu) bir rapor isteğimi son bir iki güne kadar anlatma becerimi gösteremedim onu da anlamış oldum. Tabii gelemeyiz deyip bir gün önce gelmeleri, bu gün geliyoruz deyip üç gün sonra tekrar arayınca gelmeleri başka bir garabet.

Şimdi gelelim Sayın Müdürümüz Mustafa Beye olan sorularıma ve isteklerime:

1. Her şeyden önce bir kusurunuz olmasa bile ki kusurunuz olduğu mutlak bir özür dilemek aklınıza gelmiyor mu?

2. Beni memnun etmek istediğinizi soruyorsunuz bu bazen bir özür olabilir, ya siz ne derisiniz?

3. Beni müşteri olarak görmüş olsaydınız ve müşteri memnuniyeti sizin için önemli olsaydı bana bu istediğim raporu en kısa sürede ve benim kusurumu anlatan şekilde vermez miydiniz?

4. Ben müşteri olarak kusurlu olmadığımı düşündüğümden az ya da çok verdiğim parayı hak etmediğinizi düşünüyorum. Beni ikna edecek birikiminizin yada müşteriyi önemsemediğinizden veya ben ne dersem o olur çizgisinden memnun musunuz?

5. Dr. Teknik servis olarak ulaştığım en yetkili kişi olan sizin tabirinizle daha size ne istediğimi anlatamayan biri olarak bir eğitim görevlisi olduğumu belirtir, size anlatamadığım sorunum ve ne istediğim hususunda eğitilen insanlar için yardımlarınızı bekler gelişmemiş olan benim eksikliklerimi gidermemde duyarlılığınızı görmek isterim.

6. Hiçbir sorunu olmayan insanlarla müşteri memnuniyetini ölçmeyen bir firma olmanızı, müşteri memnuniyetine gerçekten inanıyorsanız ( siz öyle diyorsunuz diye düşünüyorum) sizinle sorun yaşayan müşterilerinizde bunu ölçmenizi tavsiye etme gafletim için beni bağışlayınız lütfen.

7. Ayrıca sis Mustafa Beyle konuştuktan sonra sizin firmanın ( Baymak) müşterisi olduğum için rahatsızlığım daha da arttı.

8. Bundan sonra sizin firmanızla asla alış verişim olmayacak ve kesinlikle olumsuz reklamcınız olacağım.

9. Bu arada özel ilgimle annemi de sizin müşteriniz yaptığım için konudan haberi bile olmayan annemden özür diliyorum.

10. Son olarak Mustafa Beyle yaptığım görüşmeden sonra ne dr servisinizi arayacağım ne de sizden yardım veya destek isteyeceğim. Eğer maddi imkânım elverirse kombiyi başka bir marka ile değiştirip sizin herhangi bir servisiniz veya yetkilinize teslim etmeyi düşünmeye başladığımı ifade ederken herkese saygılar sunuyorum.

BAYMAK MACERALARIM 6

Gelelim bu güne bu gün evde misafirlerim vardı ve yemek yiyorduk. Kapı çalınca kapıyı açtığımda adının verdiği kağıttan bakınca Fatih olduğunu öğrendiğim bir bey beni ismen sordu kendimi tanıttım. Bana rapor istemişsiniz şurayı imzalar mısınız dediğinde her bilinçli insanın yapması gerektiği gibi verdiği evrakı okuduğumda “3 bar emniyet ventili fazla su doldurma nedeniyle atmış tüketici hataları garanti kapsamına girmez. Ücrete mukabil değişir.” Yazısı yazılmıştı.

Kendisine fazla su doldurduğumu nerden anladınız siz gelince su bile yoktu dediğimde bana “eşiniz söyledi” dedi. Hâlbuki ben eşime durumu hiç anlatmadım ve ilk arıza esnasında ve benim müdahalem sırasında eşim evde yoktu. Eşim eve gelince iş işten geçmiş ben Dr. Servisle telefonda konuşuyordum. Ayrıca eşim sordu ama ben konuyla ilgili eşimle konuşmadım. Ancak eşime geldiklerinde para isterlerse ücretini ödeyeceğimizi söyle edim.

Ben bu haliyle bu yazıyı imzalayamam dediğimde kâğıtları aldı sinirli bir şekilde daha önce yazılmış halde bana vermek isteyip getirdiği ve imzalatmak istediği bana göre raporla alakası olmayan yazının yanına “ cihazdan kaynaklanan herhangi bir problem gözükmedi “ yazdı ve müşteri yetkili adı ve soyadı yazan bölüme imza atmak istemedi yazıp kağıdı bana uzattı.

Bunu üzerine yeni yazdığını da okuyup kağıda bende bir şeyler yazacağım o zaman dediğimde servis kağıdına siz bir şey yazamazsınız dedi ve ayrıldı. Ben kendisine ayrılmayın telefon edeceğim dediğimde siz şikayetinizi yapı dedi ve gitti.

Gene soruyorum Fatih beye ve müdürleri Mustafa beye:

1. Müşteri sizden bir rapor isteyince suç mu işlemiş oluyor?

2. Müşteri yazdıklarınızı okumadan mı imzalamalı?

3. Siz benim yerimde olsanız farklı mı davranırdınız gerçekten merak ediyorum?

4. Nerede sizin müşteri memnuniyetiniz?

BAYMAK MACERALARIM 5

Bu gün 30 Kasım 2006 bir iki gün önce beni Selda Hanım aradı Kombinin durumunu öğrenmek için aradığını sıkıntım olup olmadığını öğrenmek istediğini söyledi.

Kendisine teşekkür ettim ve daha önceki görüşmelerimizde de söylediğim gibi tarafıma bir rapor verilmesini istediğimi söyledim. Benden Fax numarası istedi eğer Fax numarası verirsem gönderebileceklerini söyledi.

Fax kullanmadığımı bildikleri adresime bir yazı olarak göndermelerini istedim. Bu konuda mutabık kaldık adresime göndereceklerini ifade etti ve ben de kendilerine teşekkür ederek telefonu kapattım.

BAYMAK MACERALARIM 4

Bir akşamüstü sikayetvar.com internet sitesine girdiğimde benim şikâyetimin Baymakla ilgili bölümde çözülmüş şikâyetler arasında olduğunu gördüm.

Bunun üzerine hem sikayetvar.com hem de baymak ile ilgili bölüme benim şikâyetimin çözülmediğini ifade eden birer mail attım.

Ayrıca her iki bölüme de başka bir gün mail yoluyla şikâyetimin çözüldüğünden benim neden haberim olmadığı yönünde bir not düştüm

BAYMAK MACERALARIM 3

Bu arada sikayetvar.com internet sitesine üye oldum ve baymakla ilgili şikayetimi ilettim. Bir veya iki gün sonra skayetvar.com sitesinden bir mesaj aldım.Konunu Baymaka iletildiğini ve firmanın beni arayacağını söylüyordu.

Birkaç gün sonra adının Selda olduğunu öğrendiğim bir bayan beni aradı ve ilk defa o gün bu hanımefendi tarafından müşteri olarak görüldüğümü düşündüğümü itiraf etmeliyim. Benden yaşadıklarımla ilgili özür dileyecek cesareti (özür dilemek cesaret işidir diye düşünüyorum) ve insanlığı esirgemeyen ilk ve tek Baymak çalışanı olduğunu ifade ederken daha sonraki iki görüşmemiz de de gerçekten insani yaklaşımı için bu hanımefendiye tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

Son görüşmemizden sonra Selda Hanım beni Müdürümüz diyerek takdim ettiği Mustafa beyle görüştürdü. Fakat Mustafa beyin bana karşı tavrı daha sonra ifade edeceğim gibi sadece çalışanını koruma gayreti olarak algılandı tarafımdan. Bana sizi nasıl memnun edebiliriz derken doğrusu samimi bulmadım konuşmalarını sadece konuştuk karşılıklı bir süre.

BAYMAK MACERALARIM 2

Baymakla ikinci görüşmemiz mail yoluyla oluyor. Baymak internet sitesine girip birazda sinirli ifadelerle bir mail gönderiyorum o gün akşam veya ertesi gün.

Pazartesi veya Salı günü Sibirya’da yaşadığımı düşündüğümü anlatan ikinci bir mail daha gönderiyorum

Bu iki maili de gönderirken doğrusu çok da iyimser değilim oldukça sinirli ve asla memnun alamayacak bir müşteri kimliğindeyim.

Bu arada bana telefonda Pazar günü Çarşamba günü için gelebileceklerini söyleyen ve daha önce gelip gelemeyeceklerini sorduğumda mümkün olmadığını söyleyen beyefendinin o an ve daha sonra olayı duydu ise düşüncelerini havanın çok soğuk olmasından dolayı gerçekten çok merak ediyorum. Tabii ki Baymak üst düzey yöneticilerinin de bu konuda düşünce ve duygularını merak ettiğimi söylemeliyim.

Günlerden Salı ve eve saat 13 gibi geldiğimde kapıyı açan eşim Baymak’tan geldiklerini bu durum garanti kapsamına girmediğinden ve 30-40 Lira bir ücret verirseniz gün içinde döner parçayı takarız dediklerini söylüyor. Daha önce ücret isteyeceklerini telefondaki görüşmemden anladığım için eşime ücretini ödeyeceğiz ama bize kusurun bizde olduğunu anlatan bir rapor yazın demesini istedim. Eşimin tam olarak ne dediğini bilmiyorum ama bu konuyu söylediğini ifade etti bana. O gün akşam geç saatlere kadar Baymak ( Dr. Servis miş) gelecek diye bekledik sadece. Sadece o gün değil Çarşamba günü de boşu boşuna bekledik, Çarşamba gelmeyen veya gelemeyen Perşembe günü de gelemezdi ve gelmedi.

Saat 13 sonrası Perşembe günü tekrar Dr. Servisin telefonunu aradım ve kendilerini şikayet etmek istediğimi anlattım, bir telefon numarası almak istediğimi söyledim telefona bakan bayana. Telefondaki bayan buyurun şikâyetiniz nedir dediğinde sizi size mi şikayet edeceğim deyip yetkili birinin telefonunu istediğimde 216 ile başlayan bir telefon verildi bana.

Verilen 216 lı telefondan bir bayanla görüştüm. Konuyu özetledim ve şikayetimi ilettiğimde başka bir bayana bağladılar. Bu sefer karşımdaki bayana konuyu anlattığımda tekrar başka birine bağlanacaksam baştan söyleyin dediğimi hatırlıyorum. Telefondaki bayan Dr. Servisle ilgili şikâyetinizi bize iletmelisiniz dedi. Bunun üzerine konuyu ona da özetledim ve aldığım cevap şu oldu. 45 lira ücreti öderseniz yarın göndereyim. Tekrar belirteyim anlamak istemeyen kafalara ben baştan ilk geldiklerinde ücreti ödeyeceğimi eşim vasıtasıyla söylemiştim zaten.

Şimdi ard arda aklıma gelen birkaç soruyu sormak istiyorum:

1. Çarşambadan önce gelemeyen servis Salı günü nasıl geldi?

2. Salı günü gün içinde yapılacak iş neden yapılamadı?

3. Çarşamba günü herhalde Baymakta olmayan bir gün ve Perşembe de yok ki gelemediler, yada benim anlayamadığım bilmediğim bir şeyler mi var?

4. Perşembe günü aradığımda müşteri memnuniyetini düşünen bir firma elemanı öncelikle para mı konuşur yoksa bir özür mü diler?

5. Paranın ödeneceği söylendiği halde paranın verileceğini anlatma becerisinden yoksun muyduk biz acaba?

6. Sadece Selda Hanım beni aradığında özür dilemeyi düşünen olarak karşıma çıktığı için bu firmada gerektiğinde özür dileme yasaklı bir durum mu?

BAYMAK MACERALARIM 1

Tarihi yanlış hatırlıyor olabilirim ama Pazar günü olduğunu iyi hatırlıyorum. Tarih ise 5 Kasım 2006 olabilir. Eve geldiğimde hava soğuk olduğu için kombi çalışıyordu.

Bir ara mutfağa gittiğimde kombi üzerindeki basıncı gösteren bölüme gözüm ilişti. Her zaman ibrenin bir buçuk üzerinde çalışmasına özen gösteririm. O anda bir buçuğun üzerinde olmadığını gördüm. Uzun zamandır ( yaz boyunca ) çalışmadığı için olabilir ibre bire yakın olduğunu yanlış yorumladım ve basıncın fazla olduğu ilk aklıma gelendi. Suyun fazla olduğunu düşünerek biraz su boşaltmak istedim. Hemen kullanım kılavuzuna baktım. Sayfa beşte (5) Kombiye su doldurulması bölümünü okudum ve şekli çok iyi incelemediğimi söyleyebilirim. Sonra daha önce defalarca mavi vanayı su doldurmak için kullanmıştım ve onu biliyordum diğer gördüğüm kırmızı vananın boşaltma için kullanılacağını düşünüp biraz çevirdim ve suyun bir miktarını boşalttığımda suyun daha da azaldığını gördüğümde durumu anladım ve kırmızı vanayı ( ilk defa kullandığımı ifade edeyim tekrar) geri çevirdiğimde suyu kapatmadığını gördüm. Bir kaç defa sağa sola çevirdim açınca suyun akışı artıyor fakat suyu kesinlikle kapatmıyordu. İlk kırmızı vanayı açtığımda altına bir kap koymuştum onu bırakıp telefon ettiğimde kırmızı vanayı kullanmamam gerektiği anlatıldı. Kullanmamam gerektiği doğrudur yanlıştır onu bilmiyorum ama bu konuda yani kullanmamam hususunda kombi üzerinde veya kullanım kılavuzunda bir kayıt olmadığını sanıyorum veya ben görmedim. Kullanmamam gereken bir vana ise bir uyarı olmalıydı diye düşünüyorum.

Bu arada bakmak için Çarşamba gününe kayıt alındığı söylenince doğrusu ilk memnuniyetsizliğim ortaya çıkıyordu. Havanın o günler için İstanbul’da en soğuk günler olduğunu ifade edeyim. Bunu telefondaki kişiye aktarıp daha önce gelip gelemeyeceklerini sorunca Çarşambadan önce gelinmesinin mümkün olmadığı söylenince biraz daha sıkıntı yaşayarak Yani başınızın çaresine bakın mı diyorsunuz dediğimde hayır sizin gibi çok kişi var dediğini hatırlıyorum.

2006/08/16

MÜJDE


O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.

Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim, evvelâ devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.

Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;
Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.
Gökler iki şak olmuş haberi bildirecek.
Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş !
Necip Fazıl KISAKÜREK

KUZULUK GÜNLERİ 8

Bu gün pansiyondaki son günümüz olacak inşallah. Akşam namazını kılınca Kuzuluk’tan İstanbul’a doğru yola çıkmayı düşünüyoruz.

Bu günün sabah namazı öncesi birkaç kere sıcak dolayısı ile uykum bölündü. Her zaman olduğu gibi saat beşi beş geçe telefonumdan gelen güzel müzik sesi ile yeni güne başladım. Uyanmıştım ama birkaç dakika yerimden kalkmadan öylesine uzanır halde kaldım. Sonra yerimden kalkıp abdestimi alıp sabah namazımı kıldım. Bu arada sabah ezanı için ayrı bir parantez açmalıyım. Sabah ezanını burada bir başka hissediyor insan. Ezanı okuyandan mı?, yoksa ses düzeninden mi?, yoksa buradaki yerleşim yerinden mi? Bilmiyorum. Ama fikrimi belirtmem gerekirse önce yerleşim yerinden ( yaratılış) ve ezan okuyandan derim ben. Sadece sabah ezanı mı? Hayır diğer ezanlarda burada bir başka hissediliyor insan tarafından. Ümit ediyorum bu güzellikleri bir başka zamanda ama bu kadar sıcak olan günlerde değil tekrar yaşarım.

Sabah her zaman olduğundan daha erken olan bir saatte kalktık ve kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı esnasında yanımızdaki boşalan odanın temizliğine başladı pansiyon sahipleri. Pansiyon sahibi birkaç kere gelip gitti bu odaya. Gelişlerinden birinde bizim kullanmadığımızı çok iyi bildiğini sandığım buzdolabında (buzdolabı denilecek yanı yok ya hadi neyse) bir şeyimiz olup olmadığını sordu. Emini aslında benden alacağı cevabı biliyordu. Ancak bizim kullandığımız buzdolabı dışarıdakinden daha da kötü durumda idi. Bunu bildiğinden mi sordu merak ediyorum. Bir süre sonra kahvaltımızı bitirmek üzereydik ki pansiyon sahibi tekrar geldi. Davut gel çay iç melemen ye diye davet etti. Çay içtim dedi. Fakat melemen ye dediğinde yüzünün aldığı ifade melemeni hiç sevmediğini gösteriyordu. Bir daha ki gelişinde Davut sabah namazına neden kaldırmıyorsun. Sen bu konuda mesulün demişti. Hoca sabah çağırıyor kalksaydın derken alnını işaret ederek burada enayimi yazıyor bak diyordu.

Kahvaltı sonrası son güne ait yazılabilecekleri yazmaya karar verdim. Bu arada yanımızdaki temizlik bitmiş yeni birileri yerleşmişti. Yeni gelen bayan hemen temizlik yapmaya başladı. Sanki hiç temizlik yapılmamış gibi uzun uzun temizledi. Sanıyorum pansiyon sahipleri uygun bir temizlik yapmıyorlardı. Çünkü bizde girerken benzer bir durum olmuş bizimkiler de uzun uzun bir temizlik yaparak başlamışlardı işe.

Bu arada ben hariç herkes evden ayrılmışlardı. Çarşıya çıkıp alışveriş yapacaklar küçücük pazarından alabilecekleri doğal ürünlerden (tereyağı, peynir, fındık) alacaklardı.

Son gün olması hesabıyla bir değerlendirme yaparsam. Pansiyon sahibi biraz daha mesafeli olmalı, konforu biraz daha artırmalı çünkü oturulacak sandalyeleri değiştirse bile konforu artırmış olur. Bizim bulunduğumuz kısım uygun olduğu için hiç olmazsa buraya bir yere oturma sağlamak için yaygı koymalı.

Öğleden sonra Kuzuluk’u tepeden gören bir noktada etrafı fındık bahçeleri ile çevrili bir mekânda alabalık yedik. Sofraya ilk olarak getirilen pidenin tadına doyamadığımızı itiraf etmeliyim. Yemek esnasında ve sonrasında manzaranın güzelliğini kaydetmekten kendimi alıkoyamadım.

Daha sonra bulunduğumuz yerin tam aksi yönünde olan küçük gölet ve yakınında bulunan ırmağı gördük. Göle yakın yapılmış olan camii görüntü olarak gerçekten çok hoş yapılmış. Emeği geçenlere teşekkürler.

Akşam namazından sonra pansiyonu terk edip önce Kuzuluk’ta son yemeğimizi birer Adana Kebap söyleyerek yedikten sonra İstanbul’a doğru yola çıktık.

İnşallah daha az sıcak olan günlerde buraya tekrar gelebilirim.

KUZULUK GÜNLERİ 7

Bu gün 12 Ağustos 2006 Cumartesi günü.

Bu güne yine sabah beş gibi normal olarak olmazsa olmaz olan yükümlülüğümüzü yerine getirerek başladığımız için hamdolsun. Yükümlülüğünden kurtulmuş insan rahatlığı ile birkaç saat daha uyku uyudum. Her zaman olduğu gibi gene Saide Nur’un çığlıkları ile uyandım. Bir süre sonra sakinleşince her sabah yaptığı gibi enge (yenge) sesi ile beraber bizim odaya girip kısa bir bakış atıp geri kaçtı.

Kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra kahvaltımızı yaptık. Buranın en güzel anı dersem abartmış olmam. Çünkü hava çok güzel, serin ve biz balkonda kahvaltı yapıyoruz.

Kahvaltıdan sonra eşim balkonu ve odaları temizledi. Son olarak pansiyon sahibinin evinden aldığı elektrikli süpürge ile odaları temizleyip süpürgeyi yerine götürüyordu ki Saide Nur hemen peşine düştü ve gene enge (yenge) derken söylenenleri duymuyordu bile. Kısa bir bahçe turundan sonra dönüp balkona oturdular.

Ben pansiyondaki konforu beğenmedim, sahibinin tavırlarından rahatsızım ama gelen giden hiç bitmedi. Sürekli giden gelen oluyor. Belki ben pansiyon sahibinden rahatsız olduğum gibi o da benden rahatsızdır.

İkindi sonu her zaman olduğu gibi küvet saati gelmişti. Bu gün su bira fazla sıcaktı her zamandan çok terledim ve çıkışta gördüm ki her zaman olmadığı kadar vücudum kızarmıştı.

Dışarı çıktığımda Davut İstanbul’dan dönmüştü. Balkonda bir süre oturduk. Bu arada pansiyon sahibi yaklaştı yanımıza elinde bir kap ile. Yan komşuya kabın içinden uzattığı mısırı görünce anladım durumu. Sonra bize doğru yaklaştı ve hiçbir şey söylemeden masaya mısır kabını bırakıp gitti. Ben böyle bir durum ve tavırda bu mısırları yiyemezdim ve yemedim. İsteyip istemediğimizi sormalıydı düşünüyorum. Davut iki parça mısır yedi.

Bu arada ayrılış zamanımız konuşuldu ve pazartesi günü sabah ayrılma kararı verildi. Bu arada hemen bu akşam ayrılma veya Pazar sabahı çıkıp akşam İstanbul’a dönüş seçenekleri konuşuldu. Davut’a hesabı kesmesini söyledim. Hesabı kesip çarşıya çıktılar çocuklarla beraber.

Çarşı dönüşü Davut Pazar sabahı ayrılma seçeneğinin uygun olup olmadığını düşünmeye başladı. Ben daha önce de bu konuyu düşünmesini söylediğimden uygun olur dedim. Kalktı pansiyon sahibi ile görüşmeye gitti. Dönüşte söylediğine göre pansiyon sahibinin para iadesi hariç bizim ayrılmamıza sıcak baktığını öğrendik.

Bu arada Nuriye’nin ısrarları ile saat on bir otuzdan sonra Davut çocukları alıp akşam çarşıya gidince uğradıkları Lunaparka tekrar gitti. Çocukların en çok beğenip istedikleri Kuzuluk’taki eğlenceleri bu olsa gerek diye düşünüyorum. Çünkü buraya gelmeden önce de hep daha önce burada yaptıklarını anlattıklarına şahit olmuştuk.

Gene sıcak bir kuzuluk akşamı ile karşı karşıyaydık. Gece birkaç kere sıcaktan dolayı uykuya ara vermek zorunda kaldım. Sanırım tüm pansiyondakiler aynı sorunla karşı karşıya idiler.

KUZULUK GÜNLERİ 6

Bu gün günlerin hayırlısı olan Cuma.

Her zaman olduğu gibi sabah beşte güne başladık. Daha sonra dokuza kadar bir uyku sefası devam etti. Dokuz öncesi küçük Saide Nur’un dışarı çıkma isteğini belirten çığlıkları ile uyandık. Annesi kapıyı açmayıp onu içerde tutmaya çalışıyor o ise aç kapıyı anlamına annesinin anladığı kendi dilinde çığlıklarıyla kulaklarımızın pasını siliyordu. Bir süre daha yatakta uzanır halde kaldıktan sonra doğruldum elimi yüzümü yıkayıp bir kahve içerek yeni güne başladım.

Bu arada Saide Nur bahçeye iki defa inip çıkmış ama tekrar bahçeye çıkma isteğini belirtme ifadesi olan ağlama krizlerini ortaya atmıştı. Üçüncü defa bahçeye çıktıktan sonra hazırlanan sofraya oturmuştuk. Sofrayı kahveyle açmış kahveyle kapatmıştım.

Bu arada pansiyondan ayrılan ve yani gelenler oluyordu.

Pansiyon sahibinin normal olmayan davranışları da devam ediyordu. Önce gelmiş sizde kaç battaniye var sorgusuyla başlamıştı. Biz battaniyeleri hiç kullanmadığımız için haliyle battaniye sayısını bilmiyorduk. Eşim sayıp dört olduğunu söyledi. Birini alıp gitti. Bana göre pansiyon sahibi biz girmeden battaniyelerini saymalı eksiğini fazlasını tespit etmeliydi. Biraz sonrada yanda boş odaya ait olan yatağı alıp hiçbir şey söylemeden ve aramızdan geçip balkonun ucuna güneş alan bir yere bıraktı. Acaba bizden usulen izin isteme nezaketini beklemem çok mu ütopyadır merak ediyorum.

Çocuklar küvet sefasına başladılar ki Saide Nur’un ağlama krizleri başladı. Küvetten çıkar çıkmaz bahçeye çıkma krizi nüksetti. Annesini peşinden sürükleyip bahçeye çıkardı.

Bu arada Cuma namazı saati yaklaştığı için bir duş alıp namaz hazırlığına başladım.

Tahminen on beş dakika önce camiye gittim. Kısa süre de olsa namaz öncesi vaazını dinledim. Sonra namaz kıldık, tesbihatı beklemeden çıktım. Kapıda bir araçta karpuz satılıyordu, bir karpuz alıp pansiyonun yolunu tuttum.

Bu gün Kuzuluk sanıyorum en sıcak günlerinden biri ile karşıladı biz misafirlerini. Bu gün balkonda oturmak bile imkânsızdı. Odalar sıcaktı ama balkona göre daha ferah geliyordu bugün. İkindi namazı sonrası benim küvet sefa saatim gelmişti. Herkes kısa bir yürüyüşe çıkmış ben yalnızdım.

Küvet sefamdan sonra bizimkilerin döndüğünü gördüğümden kilitlediğim kapıyı açmıştım. Her zaman olduğu gibi küvet sefası sonrası aşırı terleme devam ediyordu. Balkonda bir taraftan sürekli terimi silerken bir saat kadar oturdum.

Bu arada herkes evdeydi aklıma annemi aramak geldi. Anneme tereyağı, peynir ve fındık var burada ister misin? Alayım mı? Diye sordum. İstemediğini aradığım için çok memnun olduğunu bugün biraz sıkıntılı olduğunu telefonum üzerine rahatladığını söyledi. Tabii ki ben de rahatlamıştım.

Birkaç dakika sonra telefonum çaldı. Baktığımda annemin aradığını gördüm. Oğlum alabileceklerin arasında bal var mıydı? Diye sordu. Hayır dedim alabileceklerimi bir kere daha hatırlattım. Evdekilere de sordum dolaşırken bal gördünüz mü? Diye. Onlarda yok dediler. Annem bir süre de kız kardeşimle konuştu. Kardeşimin kızı Halime bende konuşmak istiyorum diye bağırıyordu. Ancak annesi telefonu kapattığı için konuşamadı.

Akşam geç vakit çay yaptılar. Ben çay içmeyeceğimi cacık yaparlarsa cacık yemek istediğimi söyledim. Onlar çay içerken ben iştahla cacığı kaşıklıyordum. Beni cacık yemede yeğenlerimde yalnız bırakmamıştı.

Bu arada bu akşam sprey kullandığımız için ve odaları yatmadan ilaçladığımız için sivrisineklerin taarruzundan uzak geçirdiğimiz bir geceydi.

KUZULUK GÜNLERİ 5

Kuzulukta yeni bir güne 10 Ağustos 2006 Perşembe günü sabah beş gibi yine merhaba diyor ve Âlemlerin Rabbine olan mutlak borcumuzu ödemek düşüncesiyle gereğini yapıp tekrar bir miktar daha uyumak üzere uzanıyorum.

Yeni güne asıl olarak saat dokuz gibi başlıyoruz.

Bu gün kahvaltıyı beklemeyip çay suyu kaynayınca bir kahve içerek başlıyorum. Arkasından çay hazırlanıp sofraya herkes oturunca bir kahve daha içiyorum. Kahvaltı öncesi biraz atıştırdığım için masadakilere eşlik etmiş gibi oldum. Ancak kahvaltı öncesi küçük Saide tarafımdan sebep olunan ağlamasını tamamladı. Sofra ortada iken Saide’nin bahçe krizi nüksetti ve ablası tarafından bahçeye çıkarılarak kriz kısa sürede atlatıldı. Geri dönüşle beraber Saide’nin yeni krizi nüksettiği için tekrar bahçeye indirildi.

Kahvaltı sonrası artık her gün yaptığım bilgisayar ile bir şeyler yapma kısa yazı yazma, müzik dinleme etkinliklerime vakit gelmişti. Bu arada bu günü yazmaya da başlamış oldum.

Bilgisayara bir miktar ara vererek namaz kıldım. Namazdan sonra tekrar bilgisayarla baş başa idim.

Bu arada bu gün havanın çok sıcak olduğunu ifade etmeliyim. Hava sıcak ama ara sıra güzel bir esinti var. Kötü olan ise balkonda komşunun içtiği sigara dumanına ve kötü kokusuna ortak olmak zorunda kalmam.

Pansiyonda bu gün sanırım iki oda boşaldı. Biri akşamdan boşaltılmış idi, diğeri ise sabah boşaltıldı.

Öğleye kadar bir iki kişi pansiyonda yer bakıp gittiler. Durumu bilmiyorum. Sadece gördüğüm gelen ve gidenler var. Öğleden sonra yanımızdaki ikinci odaya kalabalık bir aile yerleşti. Odaya bakıp sanırım yiyecek içecek almak üzere çarşıya gittiler. Bu arada yeni komşularımızın ağızlarının çok laf yaptığını düşündüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.

Yanımızdaki odada tahminen altmış yaşlarında bir amca yalnız kalıyor. Bu amcanın ayaklarının şiş olduğunu ve kaplıcaya bunun için geldiğini biriyle konuşurken duydum. Bu arada ayaklarında şişlikten dolayı görünmeyen damarlarının şu anda görünür hale geldiğini anlattığını da duyduğumu hatırlıyorum.

Bu arada annemin de buraya gelirse ağrılarına iyi gelebileceğini ilk gün suya girince düşündüğümü hatırladım. İstanbul’a döner dönmez buraya gelmesi için ikna etmeye çalışacağım inşallah.

Günün her saatinde var olan hiç bitmeyen küçük Saide’nin lüzumlu lüzumsuz çığlıkları her an devam ediyor.

İkindi yakını bu günün küvet sefasını başlatmıştım. Çıkışta ikindi namazını kılıp bir süre dinlendikten ve terimi soğuttuktan sonra markete gidip alışveriş yapıp döndük çocuklarla beraber. Aldıklarımız arasında Saide Nur’un dondisi (dondurma) vardı. Dondurmayı yedik sonra ben tekrar bilgisayarla uğraşmaya başladım. Bilgisayarla birkaç farklı iş ve işlem yapıp Halime ile birkaç slayt yazısı okuduk. Son olarak açtığım slayt yazısı sesi kapanmayan, kapatılamayan bir sayfa açtı ve herkesi rahatsız edecek kadar çok ses yayını başladı. Yani bilgisayarım donmuş ama ses devam ediyordu. İki üç dakika bilgisayarı kapatmayı başaramadım. Hiç istemeden iki üç dakika herkesi rahatsız etmiştim.

Bu arada akşam yemeğimiz hazırlanıyordu. Birazdan akşam yemeğimizi yiyeceğiz.

Bu akşam en şiddetli sivrisinek saldırısına maruz kaldığımızı ifade etmeden geçemeyeceğim. O kadar ki yatmadan önce odayı ilaçlamama rağmen gece bir kere daha ilaçladım yinede bu sorunumuz gece boyu devam etti.

KUZULUK GÜNLERİ 4

Bu gün sanıyorum pansiyonda dördüncü günün sabahına uyandık.

Her zaman olduğu gibi saat beş gibi kalkıp bir süre daha uyumak üzere uzandık. Saat dokuz gibi gene kahvaltıya uyandık.

Küçük Saide Nur bugün sivrisinekler tarafından önceki günlere göre daha çok sevilmiş. Yüzünde ve kollarında sivrisineklerin sevgi işaretleri biraz daha artmıştı. Gerçi annesi gece kol ve bacaklarına biraz sprey sürmüş ama pek de etkili olmamış.

Saide Nur bugün hiç olmadığı kadar çok öksürüyordu. Kahvaltı masasından kalkmadan bahçeye çıkmak istediği anlaşıldı ve küçük ablası tarafından bahçeye çıkarılıp bir süre dolaştıktan sonra geri getirildi.

Bir süre sonra çocukların küvet sefası saati gelmişti ki üçü birlikte küvetin tadını çıkardılar.

Bu gün Muharrem ve Erdal’la bir telefon görüşmem oldu. Muharrem Eminönü’nde olduğunu, yayınevine gittiğini söyledi. Erdal yeni eve taşınmıştı bizim buraya geldiğimiz gün. Eve yerleştiğini söyledi.

İkindi öncesi ben de bir küvet sefası yaptım. Ancak olağandan fazla küvette kaldığımı biliyorum. Küvette on dakika kalmak düşüncesi ile girmiştim ancak daha fazla kaldım. Hem çok terlemiştim, hem aşırı terledim hem de kalp atışlarımın aşırı ritimde olduğunu fark ettim.

Küvetten çıkınca uzun bir süre balkonda hamakta dinlendim. Maçlar başlayıncaya kadar dinlenmem sürmüştü.

Ben Hamaktayken evdekiler çarşıya gitmişlerdi. Maç saatine yakın televizyonu açmıştım ki onlar da çarşıdan döndüler. Maçlarda Fenerbahçe yenilmiş, Galatasaray yenmişti. Yani futbol deyimiyle berabere kalmıştım. Yani bir hüzün bir sevinç tatmıştım. Ümit ediyorum rövanşlarda beraberlik değil iki sıfır galibiyet yaşarız. Yani iki takımımız da bir üst tura geçer.

Akşam namazı sonrası balkonda bir çay sefası yaptık. Kahvaltı türü bir yemek yedik. Yemek esnasında hava oldukça bulutluydu. Ay dolunay halinde ve bazen ışığını bulutlar yarımıyla bizden saklıyordu sanki. Bir ara Nuriye’nin ayın rengine bakıp neden bu kadar farklı olduğunu sorduğunu hatırlıyorum. Cevap vermedim ama birkaç kelime söyledim. Bir süre sonra daha belirgin bir bulutun arkasına giren aya bakıp açıklamasını kendisi yaptı.

Günün belli zamanları Kuzuluk’ta çok güzel. Hava hafif esintili, etraf oldukça yeşil, akşam ay ışığı birtakım oyunlarla karşılıyor sanki bizleri. Geceleri oldukça eskide kalmış çekirge seslerini duyuyorduk.

Yatsı namazını kılmak için odadaydım. Namazı bitirmiştim ki pansiyon sahibinin sesini duydum. Diyordu ki “ Dolaba içme suyu koymayın ve dolaptan su içmeyin.” Eşimin “Amca neden?“ diye sorduğunu duydum. Cevabı şu idi: “ Banyodan çıkıp soğuk suyu içerseniz gidersiniz. Ben her zaman dolaplarınızı arayamam.” Namazı bitirmiştim. Pansiyon sahibinin eve girip dolapları karıştırdığını sandım. Bayağı sinirlenmiştim. Dışarı çıkıp sordum. Eve girmediğini dışarıdaki dolapta olan bir su şişesini attığını söylediler. Dışarıdaki dolap bize değil diğer üç pansiyon odasına aitti. Ama yapılanın doğru olmadığını düşünüyorum. Daha önce yapılan bir yanlıştan söz etmiştim.

KUZULUK GÜNLERİ 3

Bu gün pansiyonda üçüncü gün oldu. Gene beş gibi kalkıp tekrar bir süre uyudum ve saat dokuz on arası kahvaltı yapmak üzere uyandım.

Kahvaltıdan sonra çocuklar artık olağan yaptıkları küvet sefasına başladılar.

Ben bir miktar oturduktan sonra İhlas Kaplıcalarının içinde bulunan markete gittim. Amacım sivrisinekler için daha önce varlığını gördüğüm vücuda sürülen bir sprey ayresol almak idi. Çünkü sivrisinekler çok fazla idi ve hem bizi hem de çocukları oldukça rahatsız ediyorlardı. Asıl olarak küçük Saide Nur çok zor durumda idi. Çünkü ilk gecenin sonunda sinek ısırıklarından Saide Nur’un yüzünde sanki çiller oluşmuştu. Ama bu çiller biraz özeldi. Kolları ve yüzü yara bere içinde kalmıştı.

Markete girerken hava yağış olacak gibi bir görünümde idi. Marketten çıkınca yerlerin ıslandığını gördüm. Aldığım bazı ihtiyaçlarla pansiyona döndüğümde yağmur yağdı diye düşünürken kısa süreli bir dolu yağışı olduğunu öğrendim.

Öğleden sonra ikindi öncesi ben de bir küvet sefası sürdüm. Bu arada kolumda ve bacağımda hareketle beraber hep duyulan seslerin yok olduğunu fark ettim. Aralıklarla hatırladığımda denedim en az üç dört saat bu seslerin olmadığını fark ettim. Ancak saat yirmi dört gibi tekrar hatırlayıp denediğimde seslerin varlığını duydum. Bu seslerin bir süre de olsa benden uzak olması neye işaret bilmiyorum. Ama ben bu durumun kaplıca suyunun bir etkisi olduğunu ve bana şifa verdiğini düşünmek istiyorum.

İkindiden sonra ben pansiyonda kalırken diğerleri kuzulukta bir yürüyüşe çıkıp küçük çarşıyı dolaşıp geldiler.

Akşam yemeğimizi yedik. Bu arada Saide Nur huzursuzluklarını artırmaya başlamıştı. İçeri girmek istemiyor, eşyaları bir yerden bir yere doğru sürüklüyor, olabildiğince çığlık atarak derdini anlatmaya çalışıyordu. Sanıyorum uyku sıkıştırıyor normalden fazla sıcaktan rahatsız olduğu için uyuyamıyor ve bunu huzursuzlukları ile yansıtıyordu.

Akşamın ilerleyen saatlerinde Saide Nur bir çarşı gezisine daha çıkarılmış ancak bu sefer bilinçli olarak kucakta taşınmamış yürütülmüştü. Bunun sonucu olsa gerek dönüşte kısa bir süre içinde uyuduğu görüldü.

Saat yirmi dört otuz gibi biraz sıcak olmasına rağmen uymak üzere yatağıma uzandım.

KUZULUK GÜNLERİ 2

Bu gün pansiyonda ikinci günümüz. Sabah beşte kalktıktan sonra tekrar uyumayı düşünerek uzandım. Sanırım saat dokuza doğru tekrar uyandım ve bu kez kalktım.

Sonra kahvaltımızı yaptık. Kahvaltımız çay ve hazırlanan çeşitli kahvaltılık malzemelerdi. Kahvaltıdan sonra bir miktar çevreyi seyrettim gördüğüm kadarıyla. Sonra daha önceden alıp getirdiğim üç dergiden birini alıp okumaya başladım akşamdan kaldığım yerden itibaren.

Bu sırada Davut ve çocukları küvette idiler. Ben bir taraftan dergimi okumaya çalışırken pansiyon sahibinin yanımda olduğunu fark ettim. Sabah güneş ışıklarının direk ulaştığı bir yerde olan Hamağın yerini değiştirmişti Davut. Bu konuda başkalarını rahatsız eder diye ilk olarak hamak için düşündüğümüz yeri değiştirdiğimizi söylemeliyim.

Pansiyon sahibi başladı sitem, şikâyet veya isteklerini sıralamaya ben sadece dinliyordum:

Hamak uygun yerde değil bunu şuraya alın. Bu konuda haklıydı ancak bizde bu konuyu düşünmüş o an sadece güneş ışığı nedeniyle bu durum olmuştu.

Ayrıca çocuklar kesinlikle kaplıca suyuna girmemeli diyordu. Ben kendisine ilk defa geldiğimi ama daha önce de burada kalan Davut’a bunları söyleyip söylemediğini sordum. Bu durumda işin rengi değişti. İçerde yazılı olarak asılan kuralların olduğunu söylemesinin gerekmediğini ifade etti. O anda içimden olabildiğince sert bir şekilde ve gerekirse pansiyonu terk etmek düşüncesiyle bana neden söylüyorsun belki ben yazınızı okudum demek geçti doğrusu. Ancak sadece Davut’la konuşup kendisine bir şeyler söyleyeceğimi ifade ettim.

Davut banyodan çıkınca konuyu kendisi ile konuştuk. Ya beraber konuşalım ya kendin konuş sorun olabilir dedim. Çünkü Davut İstanbul’a dönüyordu. Ayrıca benzer bir durumda hemen İstanbul’dan buraya dönmek zorunda kalabilirsin dedim. O da olabilir hemen gelirim çağırırsanız dedi. Ama ayrılmadan sanırım pansiyon sahibi ile konuştu.

Sonra öğleye doğru Davut İstanbul’a doğru yola çıktı.

Ben bir müddet içeride uzandım. Çok kısa bir süre de olsa uyumuşum.

Uykudan uyandıktan sonra dün ve bu günü kısaca yazmaya karar verdim

Ümit ediyorum bundan sonra günlük yazabilecek kadar zaman bulurum.

Bu arada Kamile yemek yapmaya başladı. Fasulye yemeği yapıyordu tencere ile ve küçük Saide Nur ona yardım etme düşüncesinden hiç uzaklaşmıyordu. Ama asıl sürpriz gelişme biraz sonra ortaya çıktı. Kamile’nin yemek tenceresinin delik olmasını unutup suyu da doldurmasıyla beraber tencere akıtmaya başladı. Ve o zaman uyanabildi tencerenin delik olduğu hususunda Kamile.

Saide Nur sürekli dışarı çıkmak istiyor haklı olarak sıcak havaya itiraz ediyordu bir yönüyle. Ancak ablaları Nuriye ve Halime bu konuda pek duyarlı davranmıyorlar. Annelerinin tüm ısrarına rağmen kardeşlerini dışarı çıkarmak hususunda ikna olmuyorlardı. Sonuçta anneleri küçüğü dışarı çıkarıp dolaştırıyordu. Bunun üzerine uygun bir dille annesine itiraz etmemesi gereğini Nuriye’ye hatırlatmaya çalıştım. İlerleyen saatlerde bu uyarının etkisini görmem beni memnun etti.

İkindiden sonra hep beraber dışarı çıktılar. Ben Kamile’ye harçlık verdim ve pansiyonda kaldım.

KUZULUK GÜNLERİ 1

Bu gün 6 Ağustos 2006 Pazar. Adapazarı Akyazı Kuzuluk Kaplıcalarının olduğu bölgeye geldik.

Bir pansiyona yerleştik. Doğrusu ilk anda oluşan duygularım çok da iyi değil. Çünkü pansiyon sahibi olan kişi ve oğlu arasında ilk planda bir uyumsuzluk hemen fark ediliyor. Baba teklif edilen ücretin bir kısmını almayıp hepsini çıkışta verin derken oğlu ücretin tamamının peşin olarak alındığını söyledi. Bana göre bir kurum veya kuruluşta farklı söylemler olmamalı

Pansiyonda bana göre olan bazı aksaklıkları ifade edecek olursam şunlardan söz edebilirim:

İlk olarak buzdolabı olarak görünen ama soğutma özelliğini tümüyle yitirmiş tümüyle çağdışı olan nesneden bahsetmeliyim. Yemek masası olarak yerleştirilmiş masa benzeri eşya ve sandalyeleri unutmamalıyım. Temizlik ve düzenin de pek iç açıcı olmadığını eklemeliyim.

İşletmecinin kendi içinde olan bir başka çelişkisini hatırladım. Oğlundan sandalye istediğimizde orada 5 sandalye olmalı başka sandalye yok derken babası burada 4 sandalye olmalı diyordu.

Gelelim ilk gün olanlara.

İlk günde fazla sıcak olduğu için çok rahat etmediğimiz bir gün olarak söz edebileceğim. Ayrıca ilk gün çevrede yaptığımız kısa gezi sonucunda oturulacak, piknik yapılacak veya yemek yenecek çeşitli alternatiflerin olduğu ancak bunun daha ziyade araçla beraber mümkün olan seçenekler olduğunu söylemeliyim.

Gün içinde sokakların tamamen boş olduğunu söylemeliyim. Fakat akşama doğru görülen canlılık akşamdan sonra bayağı bir insan kalabalığına dönüşen sokaklara bırakıyor yerini. Akşam çocukların isteğiyle Lunaparka gidiliyor. Lunaparka gidiş ve dönüşte gene tam bir insan kalabalığı ile yüz yüze geldik. Ayrıca Lunapark her zaman böyle mi bilmiyorum oldukça kalabalıktı. Aileler çocuklar gençler çeşitli eğlence araçlarında yer almak için adeta yarışıyor bazı bölümlerde ise sıraya giriyorlardı.

Gece saat 12 olmuş biz pansiyon balkonunda oturuyorken Lunaparkta var olan aşırı

ses ve gürültüler bulunduğumuz yere kadar ulaşıyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde yatmaya karar verip uzandım fakat aşırı sıcaktan uyuyabilmek mümkün değildi. Sabah beşte tekrar kalktığımda en azından üç dört defa uykumun bölündüğünü çok iyi hatırlıyorum.

2006/08/14

KUZULUK GÖRÜNTÜLERİ

BİZİM SOFRA ALABALIK tesislerinde yediğimiz kiremitte alabalık çok lezizdi.Hele özel yapılan tereyağlı hafif tuzlu pidenin tadına doyulmuyor.Kuzuluk tepeden çok hoş görünüyor.Ne yana bakarsanız fındık bahçelerinin oluşturduğu görüntü karşılıyor sizi.

KUZULUK GÖRÜNTÜLERİ

Kuzuluk'un güzelliklerini görüntü kirliliği oluşturan kablolar, aşırı sıcak ve sivrisinekler gölgeliyor ama ne gam. Gene de çok güzel bir yer.

KUZULUK GECELERİ


Kuzuluk geceleri çok güzel ancak sıcak ve sivrisinekler dikkate alınmazsa.Görüntüde ayışığı ve sokak lambaları. Uzaklardan gelen aşırı gürültü Lunaparktan gelip sizi buluyor ve geceyaısından sonra bile devam ediyor gondoldaki gençlerin çığlıkları. Ama en güzeli ezan sesini duymak ve hissedebilmek. Dağlar arasında Kuzuluk'ta ezan sesinin yankılarını duymak başka bir tad.

KUZULUK GÖRÜNTÜLERİ

Kuzulukta gördüklerim: Nereye baksam fındık bahçeleri, bolca mısır, etrafı hemen hemen dağlar ile kale gibi çevrilmiş.

KUZULUK KAPLICALARI

Sakarya Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları
Bir akşam vakti kaldığımız pansiyonun balkonundan alınmış bir resim.Yakın planda pansiyonun tabelası. Kaplıca suyu çok sıcak, kaldığımız dönem hava da çok sıcak, insanları da sıcak, manzara çok hoş, en güzeli de akşam-yatsı ve hele hele sabah ezanını dinlemek.Sanırım Mayıs Haziran döneminde cennetten bir köşe görüntüsü vardır.

2006/08/04

SAVAŞTA VEYA BARIŞTA HER ZAMAN HER YERDE EN KOLAY ÖLDÜRÜLENLER.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en büyük sıkıntıyı yaşayanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok zarar görenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok sevgiye muhtaç olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok muhtaç olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en güzel olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok sevilenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde hep mutluluk verenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en kolay öldürülenler.

Tüm bu soruların ve daha birçok sorulabilecek sorunun bir kelimeyle cevabını vermeye kalkışırsak:

ÇOCUK demeliyiz.

Anne baba sorumsuz davranırsa bundan her an çocuk zarar görür.

Aile çevresinin duyarsızlığı veya sorumsuzluğu muhakkak çocuğa zarar verir.

Çocuk okula gider öğretmenlerinin dikkatsizliği, duyarsızlığı çocuğa çok büyük zarar verir.

Sokakta veya caddede kısaca trafikte özellikle bazı sürücülerin dikkatsizliği veya sorumsuzluğu çocuğa veya kendi çocuğuna hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar zarar verebilir.

Düğün nişan merasimlerinde, maç sonuçlarında veya asker uğurlamalarında bazı insanlar toplumun söylemi ile magandalar kendilerini ispat aracı olarak gördükleri silahlarına sarılır ve genellikle de muhakkak surette çocuklara zarar verirler.

Her türlü terör eylemi sonuçta mutlaka bir şekilde çocukları hedefler ve tam isabet eder, gene en büyük zararı çocuklar görür.

Savaş her nerede olursa olsun her şekilde gene en büyük zararı çocuklara verir.

Nereden çıktı tüm bu şeyler?

Bu gün TV de haberleri izliyorum. Haberlerin çoğu İsrail saldırılarını ön plana çıkarıyor. Ön plana çıkan haberlerin ön planında da çocuğunun cesedini kucağında kameralara gösteren babalar görülüyor. Çiftçiymiş bu insanlar. Sanıyorum veya İsrail askerleri düşünüyor ki savaşta en büyük düşman çiftçilerdir, çocuklardır kısaca sivillerdir.

Bu babalar çığlık çığlığa ama sessizce haykırıyorlar.

Ey bize yakın olduklarını söyleyenler, bizi düşünenler, Araplar, Türkler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Her inanıştan ve dinden yada dinsiz insan olan Avrupalılar, Amerikalılar,…kısaca kendini Medeni olarak gören Dünyalılar bu medeniyetinizi görün diyorlar sanki.

Ama heyhat dünyada sesi çıkabilen kaç kişi, kaç basın yayın, kaç toplum, kaç ülke ses duyacak ve ses duyurabilecek kadar duyarlı.

Önce kendime, sonra yaşadığım şehre, bölgeye, ülkeye, kıtaya kısaca tüm dünyaya sesleniyorum.

Babaların sessiz veya sesli çığlıklarını haykırıyorum.

Bu seslere ne zaman kulak vereceğiz.

Bu sesleri ne zaman duyacağız.

Bu gün Lübnan ve Filistin’de, dün Irak’ta ( halen devam ediyor), dün Balkanlar’da, Afrika ülkelerinin bazılarında Asya’da kısaca Dünya’nın çeşitli bölgelerinde sürekli var olan ve tabanda çıkar çatışması olan zorbalara tek yürek olarak biz, ülkemiz, yakın olduğumuz devlet ve ülkeler, dünya, insanlık bir karşı duruş oluşturamayacak mı?

Bizim basın yayınımız nerede?

Bu konuda gerçekten üzerlerine düşeni yaptılar mı? Yapıyorlar mı? Yapacaklar mı? Yapabilecekler mi? Yapmayı düşünecek medeni cesaretleri var mı çok merak ediyorum.

Hiç bir şey yapılmıyor da demek istemiyorum.

Hani toplumumuzda yaygın bir ifade vardır.

Üzerime düşeni yaptım.

Vicdanen rahatım.

Ben bu son iki cümlenin üzerinde duruyorum. Üzerimize düşeni yapmış olmanın rahatı içinde vicdanımızı susturduk mu, susturabiliyor muyuz? Yoksa sadece bastırıyor muyuz vicdanımızın sesini ve böylece bir yönüyle kulaklarımızı tıkayıp duymuyor muyuz?

2006/07/23

KÖTÜ ARKADAŞTAN KAÇMALI

İyi bir arkadaş, hem dünya hem de ahiret için büyük saadettir. Çok az bulunan bir hazinedir. Kişi iti bir arkadaşa sahip olunca, çok hamdetmelidir. Böyle bir arkadaş bulmak, hele bu zamanda çok zordur.

Kötü bir kimse ile görüşüp onu yola getirmek, çok faydalı ise de bu tehlikelidir. Çünkü, başkasını kurtarmak için çalışırken kendisi de o kötülüğe bulaşabilir. Evliyâ, İslâm büyükleri bir çok kötü ahlâklı kimseleri yola getirmişlerse de, bunu herkes yapamaz.

Kötülüğün bulaşması, yayılması çok kolaydır, süratli olur. İnsanları kötülüğe çekmek, otobanda ilerlemek gibi kolaydır. Çünkü nefis, kötülüğe çekmek için elinden gelen kolaylığı göstermektedir. İyiliğe çekmek ise, dikenli engebeli yolda ilerlemek gibi zordur. Çünkü nefis bu yolda ilerlememek için elinden gelen zorluğu gösterir. Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri buyurdu ki:

“Cüzzam çok bulaşıcı bir hastalıktır. Buna rağmen, sağlam bir insan, cüzamlı bir kişinin yanında yedi sene kalsa, aynı kaptan yese içse, bu kimseye cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat bir binada kötü bir insan olsa, başka bir odada, dairede dahi kalsa, ondaki kötü huyların sağlam insanlara geçmeme ihtimali yoktur. Mutlaka geçer. Kötülükler çabuk yayılır, çünkü nefsimiz kötüdür.”

Bunun için kötü kimselerden aslandan kaçar gibi kaçmalıdır. Hatta, böyle kimseler aslandan daha tehlikelidir. Aslan nihayet insanın ölümüne sebep olur. İmanı varsa Cennete gider. Fakat kötü kimse, insanın imanını da çaldığından, hem dünyasını, hem de ahiretini mahveder.( Türkiye Gazetesi Takvimi)

ÇOCUK MÜCEVHERDİR

Çocuk; içinde sayısız cevherlerin saklı olduğu bir hazinedir. Elimizde biraz altın olsa, nereye nasıl saklayacağımızı bilemeyiz. Yarınımızın ümidi yavrularımıza, çok ana babalar, üç beş altın kadar sahip olmamakta, bu kıymetli cevherler elden çıkmaktadır. Bunun farkına varıldığında da iş işten geçmiş olmaktadır.

Çocukların kalbi temiz bir ayna gibidir. Karşısında olanı hemen kapar. Onun için onları, kötü arkadaşlardan uzak tutmalıdır. Kötülükten ve çirkin işten men etmelidir. İyi bir iş yaparsa taltif etmelidir. İstediğini yiyip, istediğini giymeye alıştırmamalıdır. Önce dinini, vatan sevgisini, millet sevgisini öğretmeli, kabiliyeti varsa ilim tahsil ettirmelidir. Yoksa kabiliyeti doğrultusunda bir sanat öğretmelidir. Ev idare edecek yaşa gelince de evlendirmelidir.

Bazı kimseler diyor ki:

“Çocuklara dinî terbiye vermek, onlara belli bir inancı aşılamak uygun değildir. Çocuk büyüyünce, inceleyip hangi inancı beğenirse onu tercih etsin!”

Hâlbuki dinimizde, çocuk terbiyesinden, anası babası mesuldür. Dikkat edilirse bu sözü ortaya atanlar, genelde Hıristiyan misyonerleri veya bunların tesiri altında kalmış, aydın görünmek isteyen birkaç zavallıdan ibarettir.

Misyonerler bu iddiayı ortaya atmakla birlikte, kendi çocuklarını daha doğumdan itibaren kendi dinî inançlarına göre, kiliseye götürüp vaftiz dedikleri dinî merasime tâbi tutarlar. Ondan sonra da küçük yaştan itibaren kendi inançlarına göre yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Hatta bunu en birinci vazife bilirler. Kendi çocuklarına bu derece din bilgisi vermeye çalıştıkları hâlde, Müslüman çocuklarının başıboş bırakılmasını istemeleri; onların asıl maksatlarının, Müslüman yavrularının dinsiz yetişmesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. ( Türkiye Gazetesi Takvimi)

BÜYÜKLERDEN ALTIN NASİHATLER

  • Güler yüzlü olmak, iman alâmetidir.
  • Herkesi şikâyet etmek kibirdendir.
  • Hizmetin esası tatlı dil, güler yüzdür.
  • Güler yüz ve tatlı dil bu asrın silahıdır.
  • Hizmet; vermekle olur, almakla değil.
  • Her sıkıntıya sebep, günah işlemektir.
  • Sen iyilik edersen, hep iyilik görürsün.
  • Doğru kitap okumak sohbetin yarısıdır.
  • Haram ile beslenen vücudu ateş yakar.
  • Gayemiz bir insanı ateşten kurtarmaktır.
  • Kibirliyi, ne Allah seviyor, ne kul seviyor.
  • Sen kulları seversen, Allah da seni sever.
  • İmansız ölmekten korkmayan, imansız ölür.
  • Sen eğer affedersen, Rabbin de seni affeder.
  • Ahirete faydası olmayan her şey dünyalıktır.
  • İnsanların iki zineti vardır:Edep ve tevâzu.
  • Ahirette her insan, her işinden sûal edilecektir.
  • Edep, kendini hep kusurlu, kabahatli bilmektir.
  • Hak teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi.
  • İnsanın şerefi, ilim ve edep sahibi olmasıyladır.
  • Mütevâzı olan ne şikâyet eder, ne şikâyet edilir.
  • Edep çok güzel bir şey, kimde olsa beğeniliyor.
  • Her günü “ son gün”, her namazı “ son vakit” bil.
  • Kim günde 20 defa ölümü düşünürse şehit olur.
  • Bir harama “ ne güzel” diyen maazallah kâfir olur.
  • Her kim rast gele din kitabı okursa, imanı bozulur.
  • Asık suratlı ve çatık kaşlı olmak, şekavet alâmetidir.
  • Kim toprak gibi mütevâzı olursa, her nimete kavuşur.
  • Çok ihsanlara kavuşmaya sebep, anne baba duâsıdır.
  • Nerede bir ihtilâf, sıkıntı varsa, İslâm’a uymamaktandır.
  • Mümin; elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyendir.

( Türkiye Gazetesi Takvimi)

2006/07/03

KARNE GÜNÜ

22 Haziran 2006 Perşembe günü İstanbul Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 6-E sınıfı öğrencilerinden kurulda görüşülmesine gerek kalmayan öğrenciler karne alıyorlar.Ali ZORBA, Samet SONTAY, Ali YILMAZ,Yasin TEPECİK, Sedat YILMAZ,Yasemin ATAR, Cansu BALTACI, Büşra CENGİZ,Gizem NAZİLLİ.

KARNE GÜNÜ

22 Haziran 2006 Perşembe günü İstanbul Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 6-E sınıfı öğrencilerinden kurulda görüşülmesine gerek kalmayan öğrenciler karne alıyorlar.Yunus Emre TOPÇU, Samet SONTAY, Ali YILMAZ,Emre DİNÇ,Yasin TEPECİK, Sedat YILMAZ,Cansu BALTACI, Gizem NAZİLLİ, Emre KOÇMAN

ALİBEYKÖY OSMANLI PARKI

3 haziran 2006 cumartesi gunu Abdullah AKSOY ve izci ogrencileri piknikte.Yusuf YÜCE hamakta yılın yorgunluğunu atıyor herhalde.Bu arada Abdullah AKSOY ve öğrencileride ara sıra hamakta yorgunluk atarken görüldüler.

BELGRAT ORMANI

28 Haziran 2006 günü belgrat ormanında sabah kahvaltısı.Abdullah AKSOY, Ahmet BAYDAR, Muharrem BOSTANCI, ayakta duran Erdal AYDIN, resmi çeken Yusuf YÜCE.

BELGRAT ORMANI

28 Haziran 2006 günü belgrat ormanında sabah kahvaltısı.Yusuf YÜCE, Ahmet BAYDAR, Muharrem BOSTANCI, geri planda sırt dönük olarak ayakta duran Erdal AYDIN, resmi çeken Abdullah AKSOY.

2006/06/24

BU KIZI HERKES GÖRMELİ

Bu kızı herkes görmeli, sevmeli, göremeyenlerde görenlerin yaptığını yapmalı.
Bağışla gülüm, bağışla beni.
Seni bir kaç gün geç tanıdığım için bağışla beni.
Senin karşında ayakta olamadığım için bağışla beni.
Seni dinlerken gözyaşlarımı akıtamadığım için beni bağışla.
Kaşında kimler ağlamıyordu ki: Meclis Başkanı Bülent ARINÇ ve eşi, bir parti genel başkanı Erkan MUMCU ilk gözüme çarpanlardı.Daha bir çok insan gözyaşları içinde seni izliyorlardı.Doğrusu o insanları kıskandım dersem yalan olmaz.Kıskandım çünkü senin karşında olmak seni dinlemek,dinlerken evimde yalnız olarak akıttığım gözyaşlarımı görmeni isterdim.
Seni bu gün internetten tesadüfen indirdiğim bir dosyayı izlerken tanıdım.Seni unutabileceğimi sanmıyorum gülüm.
Kimden mi söz ediyorum, Kim mi bu gül.Bu gülün adının SUĞRA BAL olduğunu da bu gün öğrendim.Ailesine ve bu gülümüzü bize tanıtanlara şükranlarımı sunuyorum.Türkçe Olimpiyatları çerçevesinde hazırlanan törende İstiklal Marşını okuyor.Aslında okumuyor bizim biryerlerimize tuz döküyor, döktüğü tuzla içimizde neler uyandırıyor neler.Bunu dinleyince anlayaksınız.
Aşağıdaki linki takip ederseniz küçük gülümüzle mutlu olacağınızı düşünüyorum

http://www.hemenpaylas.com/download/1046333/minikkiz_istiklalmarsi.wmv.html

ARKADAŞLIĞI BİLENLERE (ARKADASLARIMA)

Bir gün, lisede iken, sınıfımdan bir oğlana rastladım eve dönerken. Kayl idi ismi. Okuldaki bütün kitaplarını sırtlamışa benziyordu. Kendi kendime, "Neden biri okuldaki kitaplarını eve getirsin cuma akşamı, gerçekten hafız olmalı bu oğlan" diye düşündüm. Benim hafta sonum planlanmıştı bile partiler ve futbol, (arkadaşlarımla yarın öğleden sonra), omuzlarımı silktim ve yoluma devam ettim.
Yoluma devam ederken, bir grup oğlanların ona doğru koştuklarını gördüm. Onu itelediler, bütün kitaplarını düşürttüler ve çelmeleriyle oğlanı çamur içine düşürttüler. Gözlükleri uçup oğlandan üç metre öteye çimene düştü. Oğlan başını kaldırdı, gözlerinde derin bir acı gördüm. Kalbim burkuldu oğlancık için. Ona doğru sekeledim, gözlüklerini bulmak için emeklerken gözündeki bir damla yaşı
gördüm. Gözlüklerini ona verirken "Serseri herifler" dedim. Yapacak işleri yok sanki. Bana baktı ve "Teşekkür ederim" dedi. Kocaman bir gülümseme belirdi suratında. Gerçekten minnetkarlık ifade eden bir gülümseme idi. Kitaplarını toparlamasına yardım ettim ve nerede oturduğunu sordum.
Tesadüf ya, bize yakın oturuyormuş. Neden daha önce gözüme çarpmadın diye sordum. Daha önce özel okula gittigini söyledi. Daha önceden özel okula giden bir arkadaşım yoktu hiç. Hep beraber eve yollandık ve kitaplarının bir kısmını ben taşıdım. Arkadaş olunacak birine benziyordu. Arkadaşlarımla beraber futbol oynamak istermisin dedim. Evet dedi. Hafta sonunu beraber geçirdik, biraz daha
tanıdım Kayl'i, biraz daha ısındım ve arkadaşlarımda ondan hoşlandılar. Pazartesi sabahı geldi, ve Kayl bütün kitaplarıyla okula dönüyordu. Durdurdum ve "Bu kitapları hergün taşımakla güzel pazı yapacaksın" dedim. Güldü ve kitaplarının yarısını bana uzattı. Ondan sonraki dört sene içinde Kayl ile çok iyi arkadaş olduk. Okulun son yılında koleje gitmeyi düşünmeye basladık. Kayl Georgetown kolejine karar verdi, bende Duke kolejine gidecektim. Arkadaslığımızın süreceginden emindim ve
aramızdaki kilometrelerin bunu etkileyeceğini sanmıyordum. O doktor olacaktı, bende futbol bursuyla iktisat okuyacaktım. Kayl sınıf birincisiydi. Her zaman onun hafızlığıyla gırgır geçiyordum.
Sınıf birincisi olduğu için mezuniyet töreninde onun konuşma yapması gerikiyordu. Çok memnundum ortaya çıkıpta konuşma yapmak bana düşmediği için. Mezuniyet günü Kayl'i gördüm. Çok yakışıklıydı kerata. Lise boyunca gelişen ve benliğini bulanlardandı Kayl. Gerçekten oluştu ve pazılaştı ve gözlükler
yakıştıd a oğlana. Bütün kızlar seviyordu onu, ve benden çok kız arkadası vardı. Bazen kıskandım onu
doğrusu. Bugün o günlerden biriydi. Heyecanlı olduğunu sezdim yapacağı konuşma dolayısıyle. Sırtına yapıştırdım bir tane ve " Aslan oğlan, becereceksin, korkma" dedim. Bana o minnetkar dolu bakışıyla
baktı ve gülümsedi. "Teşekkürler" dedi. Bogazını temizledi ve konuşmaya başladı: Mezuniyet, bizlere buraya kadar gelmemize yardım edenlere teşekkür etme zamanıdır. Anneniz, babanız, öğretmenleriniz, kardeşleriniz, belki antrenörleriniz. fakat en çok arkadaşlarınız. Birisiyle arkadaş olmak o kişiye verebilceğiniz en büyük hediyedir. Sizlere bir hikaye anlatacağım şimdi. Arkadaşıma inanılmaz bir ifade ile baktım, o, kalabalığa bizim ilk tanıştığımız günü anlatırken. Tanıştığımız günün hafta sonu intihar etmeyi planlamış meğerse. Annesi sonradan okula gidip acı içinde onun dolabını boşaltmak zorunda kalmasın diye, meğerse o gün Kayl okuldaki dolabını tamamen boşaltmış ve
eve taşıyormuş. Bana derinden baktı ve gülümsedi. Şans olarak kurtarıldım intihar etmekten. Arkadaşım beni kurtardı bu faciadan. Topluluk mırıldanmaya başladı yakışıklı arkadaşımın hayatının en zor zamanını anlatmasına. Annesi ve babasının bana baktıklarını ve minnet dolu gülümsemelerini
gördüm. O ana kadar durumun bu kadar önemli olduğunu anlamamıştım. Hareketlerinizin neticesini hiç bir zaman boşa vermeyin. Küçük bir müdahele, diğerinin hayatını tamamen değiştirebilir. İyiye veya kötüye. Allah bizi bir araya getirdi birbirimizin hayatını etkilemeye. Diğer kişilerde Allahı arayın.
Şimdi iki şey yapabilirsiniz: Bunu arkadaşlarınıza gonderebilirsiniz veya Silebilirsiniz bilgisayarınızdan sizi hiç etkilememiş gibi. Gördüğünüz gibi ben birinciyi seçtim. Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayaga kaldırırlar kanatlarımız uçmayı unutunca. Ne baslangıç ne de son vardır. Dün tarihtir. Yarın bulmaca.
Bu gün hediyedir. Bu hafta Arkadaşlar haftası.. Arkadaşlarınıza sevginizi gösterin ve bunu arkadaş bildiğiniz herkese gönderin.