yusuf yüce

2006/06/24

BU KIZI HERKES GÖRMELİ

Bu kızı herkes görmeli, sevmeli, göremeyenlerde görenlerin yaptığını yapmalı.
Bağışla gülüm, bağışla beni.
Seni bir kaç gün geç tanıdığım için bağışla beni.
Senin karşında ayakta olamadığım için bağışla beni.
Seni dinlerken gözyaşlarımı akıtamadığım için beni bağışla.
Kaşında kimler ağlamıyordu ki: Meclis Başkanı Bülent ARINÇ ve eşi, bir parti genel başkanı Erkan MUMCU ilk gözüme çarpanlardı.Daha bir çok insan gözyaşları içinde seni izliyorlardı.Doğrusu o insanları kıskandım dersem yalan olmaz.Kıskandım çünkü senin karşında olmak seni dinlemek,dinlerken evimde yalnız olarak akıttığım gözyaşlarımı görmeni isterdim.
Seni bu gün internetten tesadüfen indirdiğim bir dosyayı izlerken tanıdım.Seni unutabileceğimi sanmıyorum gülüm.
Kimden mi söz ediyorum, Kim mi bu gül.Bu gülün adının SUĞRA BAL olduğunu da bu gün öğrendim.Ailesine ve bu gülümüzü bize tanıtanlara şükranlarımı sunuyorum.Türkçe Olimpiyatları çerçevesinde hazırlanan törende İstiklal Marşını okuyor.Aslında okumuyor bizim biryerlerimize tuz döküyor, döktüğü tuzla içimizde neler uyandırıyor neler.Bunu dinleyince anlayaksınız.
Aşağıdaki linki takip ederseniz küçük gülümüzle mutlu olacağınızı düşünüyorum

http://www.hemenpaylas.com/download/1046333/minikkiz_istiklalmarsi.wmv.html

ARKADAŞLIĞI BİLENLERE (ARKADASLARIMA)

Bir gün, lisede iken, sınıfımdan bir oğlana rastladım eve dönerken. Kayl idi ismi. Okuldaki bütün kitaplarını sırtlamışa benziyordu. Kendi kendime, "Neden biri okuldaki kitaplarını eve getirsin cuma akşamı, gerçekten hafız olmalı bu oğlan" diye düşündüm. Benim hafta sonum planlanmıştı bile partiler ve futbol, (arkadaşlarımla yarın öğleden sonra), omuzlarımı silktim ve yoluma devam ettim.
Yoluma devam ederken, bir grup oğlanların ona doğru koştuklarını gördüm. Onu itelediler, bütün kitaplarını düşürttüler ve çelmeleriyle oğlanı çamur içine düşürttüler. Gözlükleri uçup oğlandan üç metre öteye çimene düştü. Oğlan başını kaldırdı, gözlerinde derin bir acı gördüm. Kalbim burkuldu oğlancık için. Ona doğru sekeledim, gözlüklerini bulmak için emeklerken gözündeki bir damla yaşı
gördüm. Gözlüklerini ona verirken "Serseri herifler" dedim. Yapacak işleri yok sanki. Bana baktı ve "Teşekkür ederim" dedi. Kocaman bir gülümseme belirdi suratında. Gerçekten minnetkarlık ifade eden bir gülümseme idi. Kitaplarını toparlamasına yardım ettim ve nerede oturduğunu sordum.
Tesadüf ya, bize yakın oturuyormuş. Neden daha önce gözüme çarpmadın diye sordum. Daha önce özel okula gittigini söyledi. Daha önceden özel okula giden bir arkadaşım yoktu hiç. Hep beraber eve yollandık ve kitaplarının bir kısmını ben taşıdım. Arkadaş olunacak birine benziyordu. Arkadaşlarımla beraber futbol oynamak istermisin dedim. Evet dedi. Hafta sonunu beraber geçirdik, biraz daha
tanıdım Kayl'i, biraz daha ısındım ve arkadaşlarımda ondan hoşlandılar. Pazartesi sabahı geldi, ve Kayl bütün kitaplarıyla okula dönüyordu. Durdurdum ve "Bu kitapları hergün taşımakla güzel pazı yapacaksın" dedim. Güldü ve kitaplarının yarısını bana uzattı. Ondan sonraki dört sene içinde Kayl ile çok iyi arkadaş olduk. Okulun son yılında koleje gitmeyi düşünmeye basladık. Kayl Georgetown kolejine karar verdi, bende Duke kolejine gidecektim. Arkadaslığımızın süreceginden emindim ve
aramızdaki kilometrelerin bunu etkileyeceğini sanmıyordum. O doktor olacaktı, bende futbol bursuyla iktisat okuyacaktım. Kayl sınıf birincisiydi. Her zaman onun hafızlığıyla gırgır geçiyordum.
Sınıf birincisi olduğu için mezuniyet töreninde onun konuşma yapması gerikiyordu. Çok memnundum ortaya çıkıpta konuşma yapmak bana düşmediği için. Mezuniyet günü Kayl'i gördüm. Çok yakışıklıydı kerata. Lise boyunca gelişen ve benliğini bulanlardandı Kayl. Gerçekten oluştu ve pazılaştı ve gözlükler
yakıştıd a oğlana. Bütün kızlar seviyordu onu, ve benden çok kız arkadası vardı. Bazen kıskandım onu
doğrusu. Bugün o günlerden biriydi. Heyecanlı olduğunu sezdim yapacağı konuşma dolayısıyle. Sırtına yapıştırdım bir tane ve " Aslan oğlan, becereceksin, korkma" dedim. Bana o minnetkar dolu bakışıyla
baktı ve gülümsedi. "Teşekkürler" dedi. Bogazını temizledi ve konuşmaya başladı: Mezuniyet, bizlere buraya kadar gelmemize yardım edenlere teşekkür etme zamanıdır. Anneniz, babanız, öğretmenleriniz, kardeşleriniz, belki antrenörleriniz. fakat en çok arkadaşlarınız. Birisiyle arkadaş olmak o kişiye verebilceğiniz en büyük hediyedir. Sizlere bir hikaye anlatacağım şimdi. Arkadaşıma inanılmaz bir ifade ile baktım, o, kalabalığa bizim ilk tanıştığımız günü anlatırken. Tanıştığımız günün hafta sonu intihar etmeyi planlamış meğerse. Annesi sonradan okula gidip acı içinde onun dolabını boşaltmak zorunda kalmasın diye, meğerse o gün Kayl okuldaki dolabını tamamen boşaltmış ve
eve taşıyormuş. Bana derinden baktı ve gülümsedi. Şans olarak kurtarıldım intihar etmekten. Arkadaşım beni kurtardı bu faciadan. Topluluk mırıldanmaya başladı yakışıklı arkadaşımın hayatının en zor zamanını anlatmasına. Annesi ve babasının bana baktıklarını ve minnet dolu gülümsemelerini
gördüm. O ana kadar durumun bu kadar önemli olduğunu anlamamıştım. Hareketlerinizin neticesini hiç bir zaman boşa vermeyin. Küçük bir müdahele, diğerinin hayatını tamamen değiştirebilir. İyiye veya kötüye. Allah bizi bir araya getirdi birbirimizin hayatını etkilemeye. Diğer kişilerde Allahı arayın.
Şimdi iki şey yapabilirsiniz: Bunu arkadaşlarınıza gonderebilirsiniz veya Silebilirsiniz bilgisayarınızdan sizi hiç etkilememiş gibi. Gördüğünüz gibi ben birinciyi seçtim. Arkadaşlar melekler gibidir, bizi ayaga kaldırırlar kanatlarımız uçmayı unutunca. Ne baslangıç ne de son vardır. Dün tarihtir. Yarın bulmaca.
Bu gün hediyedir. Bu hafta Arkadaşlar haftası.. Arkadaşlarınıza sevginizi gösterin ve bunu arkadaş bildiğiniz herkese gönderin.

2006/06/17

İÇİM YANIYOR İÇİM

İçim yanıyor içim.

Yüreğim sızlıyor, ürperiyorum, üzülüyorum bazen de sinirleniyorum.

Neden mi?

Gördüklerimden, bildiklerimden, yaşadıklarımdan, hissettiklerimden.

Nasıl mı?

Televizyon seyrediyorum birileri 20 lira civarında satış fiyatı olan ilacı devlete 200 lira civarında bir bedelle veriyormuş. Devletin malı deniz yemeyenler domuz ya domuzlar yiyorlar herhalde.

Bir başka tv de her ne olursa olsun haberin içinde öyle ya da böyle televole kültürü empoze ediliyor.Haber diye haberden başka her şey veriliyor.

Bir başka tv de müzelerde bulunan eserlerin çalındığı veya eser olmayan eserlerin birileri tarafından müzelere yüklü bir meblağ karşılığı verildiği öne çıkıyor.

Bir başka tv de SSK ile ilgili kurulmuş bir kurum! Halkımız için çalışıp,halkımızın kısa yoldan emekli edilip hakettiği karşılığı! Halkımızdan alıyor.

Bir başka tv de sağlık kurumlarında isteyene istediği rapor tabiki uygun ücreti karşılığı çıkarılıyor.Hakkı olup olmaması önemli değil. Ücretini verirse veya birilerinin ricası ile gelirse hiç sorun değil. Ama ihtiyaç sahibi olan rapor alması için yediği içtiği burnundan gelinceye kadar, pişman oluncaya kadar uğraşmalı.

Her gün mutlaka toplumumuzun ileri zekalı! Bazı kişileri haberlerde ön plana çıkıyor ve örnek oluyor!

Bu durumları görüp, duyup, işitip içi yanmayacak kadar insan olan insanlar var mı acaba?

GERÇEK TEDBİR BUDUR

İstanbul'un Vefa semtine adı verilen Şeyh Vefa, Fatih devrinin büyük alimlerinden ve evliyasındandı. Akşemseddin, Molla Gürani gibi devrin manevi önderlerinden biriydi. Bu büyük zatın oyun yaşlarındaki bir oğlu kötü bir alışkanlık edinmişti. Ucuna çivi çakılmış bir sopa ile o devirde evlere içme suyu taşıyan sakaların kırbalarını deliyordu. Evcil hayvan derisinden yapılmış su tulumu demek olan kırba, sivri bir madde ile dokunuldu mu kolayca delinecek bir nesneydi. Şeyh Vefa'nın oğlu da bunu yapıyordu. Sakalar, "Bir din ulusunun oğludur, çok sürmez geçer" diye bir müddet dayandılarsa da baktılar vazgeçeceği falan yok, Şeyh Vefa'ya şikayet ettiler. Vefa Hazretleri olanları duyunca hayretler içinde kaldı. Nasıl olur da bunca dikkat ve özenle yetiştirilen, haram lokmadan uzak tutulan bir çocuk böyle bir şey yapardı? Şeyh Vefa sakalara, "Tamam" dedi. Konu anlaşıldı, gereken yapılacak, sizin de zararınız ödenecektir. Önce kendinden işe başladı. "Acaba ben bu çocuğa yanlışlıkla da olsa haram yedirdim mi?" diye düşündü. Bir şey bulamadı. Hanımına sordu; "Sen bu çocuğa hamileyken veya süt verirken haram bir şey yedin mi, çok iyi düşün, bana bildir, yoksa oğlanın sonu kötü" dedi. Hanım düşündü, taşındı, rüyaya yattı, nihayet bir olay hatırladı. Oğlana hamileyken oturmağa gittiği bir komşu evinde, masadaki bir tabakta portakallar varmış. Görünce canı çekmiş ama istemeye de utanmış. Ev sahibi hanım bulundukları odadan dışarı çıktıkça yakasındaki iğneyi portakallara batırıp sularını içmiş. Bunu şeyhe anlattı. Şeyh Vefa "Aman hatun hiç vakit geçirmeden o komşuya git, olanı biteni dosdoğru anlat ve helallik dile" diye tenbihledi. Kendi de sakaları çağırdı, kimin kaç tane kırbası delinmişse hepsinin parasını ödedi ve haklarını helal ettirdi. Oğlana olayın başından sonuna kadar bir şey denmedi. Hakkında böyle şikayet var, bir daha yaparsan asarız, keseriz yollu tehdit edilmedi. Ama çocuk bir daha çivili sopa ile kırbaları delmedi.

AYNISI DEĞİL

Matematik dersinde üstteki şekli ben çizdim,öğrencimin biri yanlış şekil çizdiğimi söyledi.Bunun üzerine çoğunlukla yaptığımı yapıp tahtaya gelip doğru şekli çizmesini istedim.Alttaki şekli çizmesiyle beraber sınıfta bir kahkaha koptu.Aynı şekli çizdin dediğimde şiddetle karşı çıktı ve kendi çizdiği şeklin farklı olduğunu söyledi.Ben yerine otur dediğimde yerine otururken hala benim şeklim farklı diyordu.Yerine otururken benimki farklı derken ayağını yere vurduğunu gördüm

EĞİTİM SANCILARI

Bir grup öğretmen bir yerde oturmuş çay içiyor çeşitli konularda fikir alışverişi, arasıra tartışma yapıyoruz.Ancak en kötü ihtimal konuşmalar tartışma boyutunda oluyor, kırıcı sözler edilmiyordu.
Öğretmenlerden biri bir ilköğretim okulu müdürü ile alakalı okulun öğretmenlerinden duyduğu bir kaç sözü bizimle paylaştığında ürperdim,sıkıldım,utandım.Çünkü sonuçta adı geçen müdür de ben de öğretmendik.Aynı mesleği icra ediyorduk.Şöyle diyordu arkadaşım:

Öğretmen arkadaşın söylediğine göre okulda yemek çıkarmış.Yemek salonunda bazen bir araya gelen öğretmenler ve müdür asla aynı masada yemek yemezlermiş.Çünkü müdür hiç bir zaman öğretmenlerle aynı masaya oturmak gafletine düşmezmiş!Yada bir başka deyişle öğretmenler müdürleriyle aynı masaya oturmak şerefine nail olamazlarmış!Yada başka bir ifadeyle öğretmenler müdürün seviyesine çıkamazlarmış.

Bu kadar mı? Hayır kendi okulunun öğretmeni okulda kurs açamaz ancak başka okuldan bir öğretmen gelip okuldaki öğretmenin öğrencilerine kurs açarmış.Acaba okulun öğretmeni dersi anlatma kabiliyeti ve yeteneğine sahip fakat kursta ders anlatma yeteneğini kayıp mı ediyor dersiniz.

Bu söylediklerim nerede mi oluyor? Siz ne dersiniz?

Hadi söyleyeyim tüm bunlar Asitanede oluyor.

YILLAR ÖNCE

Telefonuma gelen bir mesajı okumamla beraber yıllar öncesine gittim.Tam olarak hangi yıl hatırlamıyorum ancak yine Fransa olduğunu çok iyi hatırlıyorum.
Bu günkü bilgi Fransa Paris'te bir saldırı olduğu söyleniyordu.
Yıllar öncesi ise yine Fransa başka bir şehir olarak hatırlıyorum ve asala terör örgütü ilk eylemini veya ilk eylemlerinden birini yapıyor ve hariciyeden biri veya birileri katledilmişti.
Terör eylemleri nereden ve kimden gelirse gelsin genellikle günahsız insanları vurur,en çok da çocukları vurur.
Her tür teröre hayır.