yusuf yüce

2006/08/04

SAVAŞTA VEYA BARIŞTA HER ZAMAN HER YERDE EN KOLAY ÖLDÜRÜLENLER.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en büyük sıkıntıyı yaşayanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok zarar görenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok sevgiye muhtaç olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok muhtaç olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en güzel olanlar.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en çok sevilenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde hep mutluluk verenler.

Savaşta veya barışta her zaman her yerde en kolay öldürülenler.

Tüm bu soruların ve daha birçok sorulabilecek sorunun bir kelimeyle cevabını vermeye kalkışırsak:

ÇOCUK demeliyiz.

Anne baba sorumsuz davranırsa bundan her an çocuk zarar görür.

Aile çevresinin duyarsızlığı veya sorumsuzluğu muhakkak çocuğa zarar verir.

Çocuk okula gider öğretmenlerinin dikkatsizliği, duyarsızlığı çocuğa çok büyük zarar verir.

Sokakta veya caddede kısaca trafikte özellikle bazı sürücülerin dikkatsizliği veya sorumsuzluğu çocuğa veya kendi çocuğuna hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar zarar verebilir.

Düğün nişan merasimlerinde, maç sonuçlarında veya asker uğurlamalarında bazı insanlar toplumun söylemi ile magandalar kendilerini ispat aracı olarak gördükleri silahlarına sarılır ve genellikle de muhakkak surette çocuklara zarar verirler.

Her türlü terör eylemi sonuçta mutlaka bir şekilde çocukları hedefler ve tam isabet eder, gene en büyük zararı çocuklar görür.

Savaş her nerede olursa olsun her şekilde gene en büyük zararı çocuklara verir.

Nereden çıktı tüm bu şeyler?

Bu gün TV de haberleri izliyorum. Haberlerin çoğu İsrail saldırılarını ön plana çıkarıyor. Ön plana çıkan haberlerin ön planında da çocuğunun cesedini kucağında kameralara gösteren babalar görülüyor. Çiftçiymiş bu insanlar. Sanıyorum veya İsrail askerleri düşünüyor ki savaşta en büyük düşman çiftçilerdir, çocuklardır kısaca sivillerdir.

Bu babalar çığlık çığlığa ama sessizce haykırıyorlar.

Ey bize yakın olduklarını söyleyenler, bizi düşünenler, Araplar, Türkler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Her inanıştan ve dinden yada dinsiz insan olan Avrupalılar, Amerikalılar,…kısaca kendini Medeni olarak gören Dünyalılar bu medeniyetinizi görün diyorlar sanki.

Ama heyhat dünyada sesi çıkabilen kaç kişi, kaç basın yayın, kaç toplum, kaç ülke ses duyacak ve ses duyurabilecek kadar duyarlı.

Önce kendime, sonra yaşadığım şehre, bölgeye, ülkeye, kıtaya kısaca tüm dünyaya sesleniyorum.

Babaların sessiz veya sesli çığlıklarını haykırıyorum.

Bu seslere ne zaman kulak vereceğiz.

Bu sesleri ne zaman duyacağız.

Bu gün Lübnan ve Filistin’de, dün Irak’ta ( halen devam ediyor), dün Balkanlar’da, Afrika ülkelerinin bazılarında Asya’da kısaca Dünya’nın çeşitli bölgelerinde sürekli var olan ve tabanda çıkar çatışması olan zorbalara tek yürek olarak biz, ülkemiz, yakın olduğumuz devlet ve ülkeler, dünya, insanlık bir karşı duruş oluşturamayacak mı?

Bizim basın yayınımız nerede?

Bu konuda gerçekten üzerlerine düşeni yaptılar mı? Yapıyorlar mı? Yapacaklar mı? Yapabilecekler mi? Yapmayı düşünecek medeni cesaretleri var mı çok merak ediyorum.

Hiç bir şey yapılmıyor da demek istemiyorum.

Hani toplumumuzda yaygın bir ifade vardır.

Üzerime düşeni yaptım.

Vicdanen rahatım.

Ben bu son iki cümlenin üzerinde duruyorum. Üzerimize düşeni yapmış olmanın rahatı içinde vicdanımızı susturduk mu, susturabiliyor muyuz? Yoksa sadece bastırıyor muyuz vicdanımızın sesini ve böylece bir yönüyle kulaklarımızı tıkayıp duymuyor muyuz?

0 Comments:

Post a Comment

<< Home