yusuf yüce

2006/08/16

KUZULUK GÜNLERİ 6

Bu gün günlerin hayırlısı olan Cuma.

Her zaman olduğu gibi sabah beşte güne başladık. Daha sonra dokuza kadar bir uyku sefası devam etti. Dokuz öncesi küçük Saide Nur’un dışarı çıkma isteğini belirten çığlıkları ile uyandık. Annesi kapıyı açmayıp onu içerde tutmaya çalışıyor o ise aç kapıyı anlamına annesinin anladığı kendi dilinde çığlıklarıyla kulaklarımızın pasını siliyordu. Bir süre daha yatakta uzanır halde kaldıktan sonra doğruldum elimi yüzümü yıkayıp bir kahve içerek yeni güne başladım.

Bu arada Saide Nur bahçeye iki defa inip çıkmış ama tekrar bahçeye çıkma isteğini belirtme ifadesi olan ağlama krizlerini ortaya atmıştı. Üçüncü defa bahçeye çıktıktan sonra hazırlanan sofraya oturmuştuk. Sofrayı kahveyle açmış kahveyle kapatmıştım.

Bu arada pansiyondan ayrılan ve yani gelenler oluyordu.

Pansiyon sahibinin normal olmayan davranışları da devam ediyordu. Önce gelmiş sizde kaç battaniye var sorgusuyla başlamıştı. Biz battaniyeleri hiç kullanmadığımız için haliyle battaniye sayısını bilmiyorduk. Eşim sayıp dört olduğunu söyledi. Birini alıp gitti. Bana göre pansiyon sahibi biz girmeden battaniyelerini saymalı eksiğini fazlasını tespit etmeliydi. Biraz sonrada yanda boş odaya ait olan yatağı alıp hiçbir şey söylemeden ve aramızdan geçip balkonun ucuna güneş alan bir yere bıraktı. Acaba bizden usulen izin isteme nezaketini beklemem çok mu ütopyadır merak ediyorum.

Çocuklar küvet sefasına başladılar ki Saide Nur’un ağlama krizleri başladı. Küvetten çıkar çıkmaz bahçeye çıkma krizi nüksetti. Annesini peşinden sürükleyip bahçeye çıkardı.

Bu arada Cuma namazı saati yaklaştığı için bir duş alıp namaz hazırlığına başladım.

Tahminen on beş dakika önce camiye gittim. Kısa süre de olsa namaz öncesi vaazını dinledim. Sonra namaz kıldık, tesbihatı beklemeden çıktım. Kapıda bir araçta karpuz satılıyordu, bir karpuz alıp pansiyonun yolunu tuttum.

Bu gün Kuzuluk sanıyorum en sıcak günlerinden biri ile karşıladı biz misafirlerini. Bu gün balkonda oturmak bile imkânsızdı. Odalar sıcaktı ama balkona göre daha ferah geliyordu bugün. İkindi namazı sonrası benim küvet sefa saatim gelmişti. Herkes kısa bir yürüyüşe çıkmış ben yalnızdım.

Küvet sefamdan sonra bizimkilerin döndüğünü gördüğümden kilitlediğim kapıyı açmıştım. Her zaman olduğu gibi küvet sefası sonrası aşırı terleme devam ediyordu. Balkonda bir taraftan sürekli terimi silerken bir saat kadar oturdum.

Bu arada herkes evdeydi aklıma annemi aramak geldi. Anneme tereyağı, peynir ve fındık var burada ister misin? Alayım mı? Diye sordum. İstemediğini aradığım için çok memnun olduğunu bugün biraz sıkıntılı olduğunu telefonum üzerine rahatladığını söyledi. Tabii ki ben de rahatlamıştım.

Birkaç dakika sonra telefonum çaldı. Baktığımda annemin aradığını gördüm. Oğlum alabileceklerin arasında bal var mıydı? Diye sordu. Hayır dedim alabileceklerimi bir kere daha hatırlattım. Evdekilere de sordum dolaşırken bal gördünüz mü? Diye. Onlarda yok dediler. Annem bir süre de kız kardeşimle konuştu. Kardeşimin kızı Halime bende konuşmak istiyorum diye bağırıyordu. Ancak annesi telefonu kapattığı için konuşamadı.

Akşam geç vakit çay yaptılar. Ben çay içmeyeceğimi cacık yaparlarsa cacık yemek istediğimi söyledim. Onlar çay içerken ben iştahla cacığı kaşıklıyordum. Beni cacık yemede yeğenlerimde yalnız bırakmamıştı.

Bu arada bu akşam sprey kullandığımız için ve odaları yatmadan ilaçladığımız için sivrisineklerin taarruzundan uzak geçirdiğimiz bir geceydi.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home