KUZULUK GÜNLERİ 4
Bu gün sanıyorum pansiyonda dördüncü günün sabahına uyandık.
Her zaman olduğu gibi saat beş gibi kalkıp bir süre daha uyumak üzere uzandık. Saat dokuz gibi gene kahvaltıya uyandık.
Küçük Saide Nur bugün sivrisinekler tarafından önceki günlere göre daha çok sevilmiş. Yüzünde ve kollarında sivrisineklerin sevgi işaretleri biraz daha artmıştı. Gerçi annesi gece kol ve bacaklarına biraz sprey sürmüş ama pek de etkili olmamış.
Saide Nur bugün hiç olmadığı kadar çok öksürüyordu. Kahvaltı masasından kalkmadan bahçeye çıkmak istediği anlaşıldı ve küçük ablası tarafından bahçeye çıkarılıp bir süre dolaştıktan sonra geri getirildi.
Bir süre sonra çocukların küvet sefası saati gelmişti ki üçü birlikte küvetin tadını çıkardılar.
Bu gün Muharrem ve Erdal’la bir telefon görüşmem oldu. Muharrem Eminönü’nde olduğunu, yayınevine gittiğini söyledi. Erdal yeni eve taşınmıştı bizim buraya geldiğimiz gün. Eve yerleştiğini söyledi.
İkindi öncesi ben de bir küvet sefası yaptım. Ancak olağandan fazla küvette kaldığımı biliyorum. Küvette on dakika kalmak düşüncesi ile girmiştim ancak daha fazla kaldım. Hem çok terlemiştim, hem aşırı terledim hem de kalp atışlarımın aşırı ritimde olduğunu fark ettim.
Küvetten çıkınca uzun bir süre balkonda hamakta dinlendim. Maçlar başlayıncaya kadar dinlenmem sürmüştü.
Ben Hamaktayken evdekiler çarşıya gitmişlerdi. Maç saatine yakın televizyonu açmıştım ki onlar da çarşıdan döndüler. Maçlarda Fenerbahçe yenilmiş, Galatasaray yenmişti. Yani futbol deyimiyle berabere kalmıştım. Yani bir hüzün bir sevinç tatmıştım. Ümit ediyorum rövanşlarda beraberlik değil iki sıfır galibiyet yaşarız. Yani iki takımımız da bir üst tura geçer.
Akşam namazı sonrası balkonda bir çay sefası yaptık. Kahvaltı türü bir yemek yedik. Yemek esnasında hava oldukça bulutluydu. Ay dolunay halinde ve bazen ışığını bulutlar yarımıyla bizden saklıyordu sanki. Bir ara Nuriye’nin ayın rengine bakıp neden bu kadar farklı olduğunu sorduğunu hatırlıyorum. Cevap vermedim ama birkaç kelime söyledim. Bir süre sonra daha belirgin bir bulutun arkasına giren aya bakıp açıklamasını kendisi yaptı.
Günün belli zamanları Kuzuluk’ta çok güzel. Hava hafif esintili, etraf oldukça yeşil, akşam ay ışığı birtakım oyunlarla karşılıyor sanki bizleri. Geceleri oldukça eskide kalmış çekirge seslerini duyuyorduk.
Yatsı namazını kılmak için odadaydım. Namazı bitirmiştim ki pansiyon sahibinin sesini duydum. Diyordu ki “ Dolaba içme suyu koymayın ve dolaptan su içmeyin.” Eşimin “Amca neden?“ diye sorduğunu duydum. Cevabı şu idi: “ Banyodan çıkıp soğuk suyu içerseniz gidersiniz. Ben her zaman dolaplarınızı arayamam.” Namazı bitirmiştim. Pansiyon sahibinin eve girip dolapları karıştırdığını sandım. Bayağı sinirlenmiştim. Dışarı çıkıp sordum. Eve girmediğini dışarıdaki dolapta olan bir su şişesini attığını söylediler. Dışarıdaki dolap bize değil diğer üç pansiyon odasına aitti. Ama yapılanın doğru olmadığını düşünüyorum. Daha önce yapılan bir yanlıştan söz etmiştim.

0 Comments:
Post a Comment
<< Home