ADNAN MENDERES
1960 ihtilalinde Harbiye'de öğrenci idik.İhtilalde, başımızda bir binbaşı ile evrak tespitine götürüldük...Üzerinde Başvekil Adnan Menderes yazılı bir levha olan kapının önündeyiz. Arkadaşın birinin omuz darbesiyle kapı açıldı.Arama yapıyoruz...Bir ara makam masasında yere bir şey düştü. Baktım; bu bir Kur'an-ı Kerimdi. Tüylerim diken diken oldu...Hemen kitabı ve dolapta gördüğüm Menderes'e ait kravat ile beyaz bir mendili, kimseye göstermeden aldım.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum...
Sonra, Menderes Harbiye'de mahkumken, biz de kapıda nöbetçiyiz.O derece eziyet ve sıkıntı çekmiş ki, bir harbiye öğrencisini dahi görür görmez, hemen ayağa kalkarak, ceketinin önünü düğmeleyip, esas duruşa geçiyordu...Nöbetçi iken yanına girdim.O asil ve kibar lisanı ile bana dedi ki:
- Buyur evladım, bir emriniz mi var?
O pırıl pırıl çehre, devamlı gülen yüz bir gül gibi solmuş, elmacık kemikleri belli olacak derecede zayıflamış, yanakları çökmüştü.Ben ondan daha fazla esas duruşa geçip, hüzünlü ve mahcup olarak cevap verdim.
- Asla efendim!..Emir değil, bir durumu size arz etmek için geldim.
- Buyrun! Sizi dinliyorum evladım!
- Efendim, odanızda yapılan aramada, sizin bir Kur'an-ı Keriminiz ile kravat ve mendilinizi alıp muhafaza ettim.Bunları size teslim edebilirim.
Dudakları titredi.Çukurlaşmış gözlerinde damlalar belirdi.Ve koskoca Adnan Mederes, boynuma sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlayarak dedi ki:
- Evladım, aranızda böyle imanlılar da var mıydı?Onları sana hediye ediyorum.Ananın ak sütü gibi helal olsun.Yalnız sizden bir istirhamım, bizim evden, okumam için, bana bir tane Kur'an-ı Kerim getirtebilir misin?
"Derhal efedim!" dedim. Ve çamaşır v.s. arasında bir de Kur'an-ı Kerim getirdim.Ağlayarak çok dua etti bana...
F. ÖZTÜRK (Türkiye Gazetesi)-Takvim yaprağından
Sonra, Menderes Harbiye'de mahkumken, biz de kapıda nöbetçiyiz.O derece eziyet ve sıkıntı çekmiş ki, bir harbiye öğrencisini dahi görür görmez, hemen ayağa kalkarak, ceketinin önünü düğmeleyip, esas duruşa geçiyordu...Nöbetçi iken yanına girdim.O asil ve kibar lisanı ile bana dedi ki:
- Buyur evladım, bir emriniz mi var?
O pırıl pırıl çehre, devamlı gülen yüz bir gül gibi solmuş, elmacık kemikleri belli olacak derecede zayıflamış, yanakları çökmüştü.Ben ondan daha fazla esas duruşa geçip, hüzünlü ve mahcup olarak cevap verdim.
- Asla efendim!..Emir değil, bir durumu size arz etmek için geldim.
- Buyrun! Sizi dinliyorum evladım!
- Efendim, odanızda yapılan aramada, sizin bir Kur'an-ı Keriminiz ile kravat ve mendilinizi alıp muhafaza ettim.Bunları size teslim edebilirim.
Dudakları titredi.Çukurlaşmış gözlerinde damlalar belirdi.Ve koskoca Adnan Mederes, boynuma sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlayarak dedi ki:
- Evladım, aranızda böyle imanlılar da var mıydı?Onları sana hediye ediyorum.Ananın ak sütü gibi helal olsun.Yalnız sizden bir istirhamım, bizim evden, okumam için, bana bir tane Kur'an-ı Kerim getirtebilir misin?
"Derhal efedim!" dedim. Ve çamaşır v.s. arasında bir de Kur'an-ı Kerim getirdim.Ağlayarak çok dua etti bana...
F. ÖZTÜRK (Türkiye Gazetesi)-Takvim yaprağından

0 Comments:
Post a Comment
<< Home